Son Muhasebe • Son Çağrı
1.Yazı – Başlangıç
Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın vefatından birkaç ay önce yaptığımız son uzun görüşmelerden birinde hareketin gidişatını ve teşkilatların durumunu değerlendirmiştik. Hem bütün teşkilatların yeniden yapılandırılmasını hem yeni bir heyecan oluşturacak şekilde söylemlerin güncellenmesini hem de ülkemiz ve bölgemizdeki gelişmeler karşısında hazırlık yapılmasını istiyordu.
Çünkü Erbakan, önümüzdeki dönemin kolay olmayacağını görüyordu. Millî Görüş’ün sadece seçimlere hazırlanan bir siyasî hareket olarak değil, fikrî ve teşkilatî bakımdan da yeniden güçlendirilmesi gerektiğini anlatıyordu. Bunu, biraz da mesleki bir taassupla, “çelikleştirme” diye vasıflandırıyordu. Bu, bir görevden ziyade yakın çalışma ekibine bıraktığı bir emanet idi.
Hocamız Hakk’a yürüdü.
Aradan yıllar geçti.
Türkiye değişti.
Dünya değişti.
Siyaset değişti.
Ama üzerimizdeki emanet değişmedi.
Belki de bu yüzden, Erbakan Hocamızın vefatından sonra hiçbir zaman günlük siyasetin polemikleri içinde olmayı tercih etmedim. Makamların, koltukların ve kişisel hesapların tarafı olmadım. Fakat suskun da kalmadım. Birçok makale ve kitap yazdım. Değerlendirmeler yaptım. Ve konferanslar verdim.
İçimde büyüyen kaygıları, gördüğüm yanlışları ve yapılması gerektiğine inandığım hususları zaman zaman kamuoyuyla paylaştım. Milli Görüşçü teşkilatlar üzerine yazdığım “Mecrasını Arayan Su”, “Saadet Partisi Yeniden Ümit Olabilir”, “Millî Görüş’ün Bütün Dünyaya Söyleyecek Yeni Bir Sözü Vardır” vb. gibi yazılarla, hareketin yalnızca geçmişi değil geleceği de inşa etmek zorunda olduğunu ifade ettim.
Aslında bütün bu yazılar tek bir anlatının farklı zamanlarda kaleme alınmış bölümleriydi.
Çünkü mesele hiçbir zaman kişiler olmadı.
Mesele partiler de olmadı.
Mesele, Erbakan Hocamızın da ömrünü adadığı Millî Görüş fikrinin istikametiydi.
Bugün geriye dönüp baktığımda, yıllardır dile getirilen uyarıların önemli bir kısmının ne yazık ki dikkate alınmadığını görüyorum.
Daha da önemlisi, bugün yalnızca Millî Görüş değil, ülkemiz de tarihî bir yol ayrımına gelmiş bulunuyor. Bu artık açıkça görülüyor.
Dünya yeniden kuruluyor.
Güç dengeleri değişiyor.
Bölgemiz büyük kırılmalardan geçiyor.
Türkiye ise içeride ve dışarıda her zamankinden daha ağır meydan okumalarla karşı karşıya bulunuyor.
Böyle bir dönemde Millî Görüş’ün dağınık kalmaya devam etmesi veya nevzuhur birlikteliklere eklemlenmesi sadece bu harekete değil, ülkemize de ağır bedeller ödetebilir.
İşte bu sebeple artık susmanın vebali, konuşmanın yükünden daha ağır gelmeye başladı.
Bu sebeple bir yazı dizisi hazırladım.
Bu yazı dizisini kişileri yargılamak için yazmadım. Lakin, konuyu kişiselleştirmeden, bazı kişilerden açıkça bahsedip yaptıklarını değerlendireceğim.
Herhangi bir partiyi yüceltmek veya herhangi bir partiyi mahkûm etmek için de yazmadım. Ama partilerden ve yaptıklarından bahsedeceğim.
Bu yazıları, yarım asrı aşan büyük bir fikrî mirasın bugün geldiği noktayı birlikte değerlendirmek; yanlışlarımızla yüzleşmek; doğrularımızı yeniden hatırlamak ve Millî Görüş’ün geleceğini konuşmak için kaleme aldım.
Çünkü bugün mesele, herhangi bir partinin geleceği değildir.
Bugün mesele, Millî Görüş’ün bağımsız bir fikir ve hareket olarak geleceğe taşınıp taşınamayacağı meselesidir. Bir dava olarak varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği meselesidir.
Bu yazılar bir hesaplaşma değildir.
Bir emanetin gereğini yerine getirme gayretidir. Operasyonel kabiliyeti çok zayıflamış olan bir hareketin fikri varlığını kaybetmeden önceki son bir uyarıdır.
Takdir de, hüküm de, en sonunda aziz milletimizin ve tarihin olacaktır.
Yazıları, aynı başlık altında ve sırayla sosyal mecralardan yayınlayacağız.
Umarız aziz milletimiz için hayırlı bir kapının açılmasına vesile olur.
Vesselam.
