MİLLÎ GÖRÜŞ’ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
6 – Birlikten Kuvvet Doğar

Bu yazı dizisini kaleme alırken ne bir partiyi büyütmeyi ne de bir başka partiyi küçültmeyi amaçladım. Kimsenin makamıyla, koltuğuyla veya şahsıyla da bir meselem olmadı. Çünkü bugün geldiğimiz noktada mesele herhangi bir partinin geleceğinden çok daha büyüktür. Mesele Türkiye’nin geleceği meselesidir.

Buradan öncelikle Saadet Partisi’ne sesleniyorum.

Bu hareketin köklü siyasî hafızasını taşıyorsunuz. Ancak bu hafıza size bir üstünlük değil, ağır bir sorumluluk yüklemektedir. Millî Görüş’ün fikrî merkezinin yeniden ayağa kaldırılmasına öncülük edebilirsiniz ve etmelisiniz. Çünkü güçlü bir fikrî merkez olmadan ortaya konulan tekliflerin kamuoyunda karşılık bulması giderek zorlaşmaktadır. Türkiye’nin diğer siyasi partilerinden farklı olduğunuzu yalnızca söyleminizle değil, ortaya koyacağınız sistemle göstermek zorundasınız. Güncel meselelerde iktidarın veya muhalefetin mevcut tezlerinden birini tercih etmekle yetinmek yerine, Millî Görüş müktesebatından hareketle üçüncü ve özgün bir yol ortaya koymalısınız. Size yakışan budur.

Buradan Yeniden Refah Partisi’ne de sesleniyorum.

Toplumda oluşturduğunuz heyecanı ve özellikle genç kuşaklarda meydana getirdiğiniz karşılığı görüyorum. Bunlar küçümsenecek kazanımlar değildir. Fakat unutulmamalıdır ki asıl kazanım, sadece kendi kitlenizi büyütmek değil, dağılmış bir fikri yeniden toparlayabilmektir. Bu konuda siz de öncülük edebilirsiniz; diğer Millî Görüş unsurlarıyla müşterek hareket edebilirsiniz. Özellikle genç kuşaklara yalnızca neye karşı olduğumuzu değil, neyi kuracağımızı; kısa, orta ve uzun vadede nasıl bir Türkiye hedeflediğimizi sistematik biçimde anlatmak zorundasınız.

Buradan Anadolu Gençlik Derneği’ne, AGD’ye sesleniyorum.

Bu hareketin mayasını yoğuran en önemli kurumlardan biri oldunuz. Fakat şimdi önünüzde bambaşka bir dünyada yetişen yeni bir nesil bulunmaktadır. Onlara yalnızca geçmişi anlatamazsınız; onların gerisinde de kalamazsınız. Onlara geleceği göstermek zorundasınız. Sadece belirli bir çevreye ulaşan, hacmi giderek daralan çalışmalar yerine bütün gençlere ulaşmayı hedefleyen, hacmi geniş fakat istikameti belli çalışmalar geliştirmelisiniz. Gençlerimizi çağımızın teknolojik, ekonomik, kültürel ve siyasî meydan okumalarına karşı hazırlamalı; siyaseti, dünyayı ve güç mücadelelerini doğru okuyabilecek donanıma kavuşturmalısınız. Kısacası, siz de derlenip toparlanmaya öncülük edebilirsiniz. Lakin mevcut konfor alanından çıkmak zorundasınız.

Buradan Avrupa Millî Görüş Teşkilatları’na, İGMG’ye sesleniyorum.

İGMG her zaman Millî Görüş çalışmalarının en önemli merkez parçalarından biri olmuştur. Yurt dışında yaşayan insanımızın yalnızca dinî ve kültürel kimliğinin korunmasına değil, aynı zamanda bir medeniyet iddiasının yaşatılmasına da önemli katkılar sağlamıştır. Fakat bugün bunun daha ilerisine geçmek gerekmektedir. Yeni kuşaklara yalnızca millî ve manevî aidiyet değil, istikamet de kazandırmalısınız. Türkiye’deki dağınıklığı seyreden değil, birliğe sevk edecek zeminin oluşmasına katkı sağlayan bir pozisyon almalısınız. Sadece seyahatleri, sosyal yardımlaşma faaliyetlerini, cami derneklerini ve teşkilatın günlük ihtiyaçlarını yöneten bir yapı olmakla yetinemezsiniz. Bir medeniyet hareketine fikir ve insan kaynağı sağlayan güçlü merkezlerden biri olmak zorundasınız. Sahip olduğunuz tarihî müktesebat size böyle bir sorumluluk yüklemektedir.

Buradan Millî Görüş geleneğinden gelen bütün vakıflara, derneklere, sendikalara, meslek kuruluşlarına, iş insanlarımıza, akademisyenlerimize ve yıllarını bu davaya vermiş bütün kardeşlerime de sesleniyorum.

Artık birbirimizi ölçmenin, tartmanın, geçmişte kimin kime ne yaptığını hesaplamanın zamanı değildir. Birbirimizi tamamlamanın zamanıdır. Oluşturulacak müşterek bir çalışma zemininde herkes taşın altına elini koymalıdır. Çünkü bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorumluluk herhangi bir kurumun geleceğinden çok daha büyüktür. Mesele Türkiye’nin geleceğidir.

Fakat çağrımı burada bırakmak istemiyorum.

Görüşü millî olan bütün insanlara ve yapılara da sesleniyorum.

Sizler kendinizi “Millî Görüşçü” olarak tanımlamayabilirsiniz. Buna ihtiyaç da yoktur. Çünkü Millî Görüşçüler ile görüşü millî olanlar, birçok temel meselede aynı büyük gayenin insanlarıdır. Görüşü millî olan insan sadece bir partide bulunmaz. AK Parti’de olabilir, CHP’de olabilir, MHP’de veya başka bir siyasi partide olabilir; hatta hiçbir partiye mensup olmayabilir. Mesele parti rozeti değildir. Mesele, ülkenin ve milletin menfaatini şahsî ve kurumsal menfaatlerin üzerinde tutabilmektir.

O hâlde aramızdaki farklılıkların hangisinin esas, hangisinin teferruat olduğunu yeniden düşünmek zorundayız.

Çünkü mesele vatan meselesi olduğunda teferruatta boğulamayız.

Türkiye’nin yeniden büyük ve güçlü bir ülke hâline gelmesi için müştereklerimizi büyütmek zorundayız. Birlikten kuvvet doğduğu gibi, dağınıklıktan da zaaf doğar. Türkiye’ye yönelik dış baskıların ve ülkemizin bütünlüğünü, bağımsızlığını veya karar alma kabiliyetini hedef alabilecek senaryoların cesaret bulduğu zeminlerden biri de içerideki ayrışma ve müşterek irade eksikliğidir. Tarihimizde Sevr’in bıraktığı ağır hafıza bize en azından şunu öğretmiştir: Bir millet kendi içerisinde zayıfladığında, dışarıdan onun geleceğini biçimlendirmek isteyenler mutlaka ortaya çıkar.

Bu sebeple mesele sadece Millî Görüş’ün toparlanması değildir. Daha geniş bir millî müşterekler zemininin yeniden kurulmasıdır.

İşte bunun için yeniden istişareyi konuşmak zorundayız. Fakat göstermelik istişareyi değil, gerçek istişareyi… Başkalarının hazırlayıp önümüze koyduğu projeleri değil, kendi millî projelerimizi konuşmalıyız. Başkalarının Türkiye için çizdiği istikameti takip etmek yerine, Türkiye’nin kendi istikametini kendimiz belirlemeliyiz. Kimsenin dışlanmadığı, ötekileştirilmediği, “Sen bizden değilsin.” denilerek kapının dışında bırakılmadığı; şahısların değil fikirlerin konuşulduğu ve hakikatin birlikte arandığı bir istişare zemini oluşturmalıyız.

Çünkü müşterek akıl, herkesin aynı şeyi söylemesinden doğmaz. Müşterek akıl, farklı insanların aynı büyük sorumlulukta buluşabilmesinden doğar.

Bugün artık hiç kimsenin “Ben haklı çıktım.” deme lüksü yoktur. Çünkü sonuçta hepimiz kaybettik. Birbirimizi yenmiş olabiliriz ama birlikte küçüldük. Kurumlarımızı korumuş olabiliriz ama fikrimizi büyütemedik. Partilerimizi yaşatmış olabiliriz ama ilke ve prensiplerimizi Türkiye’nin geleceğini belirleyecek güçlü bir programa dönüştüremedik.

İşte gerçek muhasebe budur.

Şimdi yapılması gereken, geçmişte kimin haklı olduğunu ispatlamak değil, gelecekte neyi birlikte başarabileceğimizi ortaya koymaktır.

Gelin yeniden birbirimizi dinleyelim. Yeniden istişare edelim. Yeniden müşterek aklı inşa edelim. Millî Görüşçüsüyle, görüşü millî olanıyla, bu ülkenin geleceğini dert edinen herkesle yeniden büyük hedeflere yürüyelim.

Çünkü artık ayrılık yalnızca bir tercih değildir.

Ayrılık artık bir zafiyettir.

Ve unutmayalım: Tarih bazen milletlere çok kısa zaman aralıkları tanır. O fırsat kaçırıldığında geriye pişmanlık kalır; fakat aynı fırsat bir daha geri gelmeyebilir.

Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN

Podcast: Milli Görüş’ün Beka Meselesi / Son Muhasebe • Son Çağrı / 6. Yazı – Birlikten Kuvvet Doğar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir