MİLLÎ GÖRÜŞ’ÜN BEKA MESELESİ
Son Muhasebe • Son Çağrı
5 – Türkiye Yol Ayrımında, Millî Görüş Daha Büyük Bir Yol Ayrımında
Önceki yazılarımızda Millî Görüş’ün ne olduğunu, hangi medeniyet tasavvuruna dayandığını ve Erbakan Hocanın vefatından sonra yaşanan kırılma noktalarını ele almaya çalıştık. Gördük ki bugün yaşanan problem, yalnızca siyasi partilerin problemi değildir. Daha derinde, fikrî ve yapısal bir çözülme söz konusudur. Ancak bütün bunları değerlendirirken daha büyük resmi gözden kaçırmamak gerekir.
Çünkü bugün yalnızca Millî Görüş bir yol ayrımında değildir.
Esasen Türkiye de tarihî bir yol ayrımındadır.
Hatta içinde yaşadığımız dünya da yeni bir kuruluş döneminden geçmektedir.
Son iki yüz yılda dünya düzenini belirleyen güç dengeleri yeniden şekillenmektedir. Jeopolitik mücadeleler artık yalnızca sınırlar üzerinden yürümüyor. Enerji koridorları, ticaret yolları, finans sistemi, teknoloji üretimi, yapay zekâ, veri hâkimiyeti ve dijital altyapılar yeni güç üretme alanları hâline gelmiştir. Devletlerin büyüklüğü artık sadece askerî güçleriyle değil; teknoloji geliştirme kabiliyetleriyle, finansal bağımsızlıklarıyla, üretim ekosistemleriyle ve stratejik kurumlarıyla ölçülmektedir.
Böyle bir dönemde, Millî Görüşçü kuruluşların da yaptığı gibi, günü kurtaran ve polemiğe dayalı siyaset anlayışı yeterli değildir. Dünyanın yeniden kurulduğu zamanlarda, geleceği okuyabilen devletler yükselir; günlük tartışmaların içine sıkışanlar ise gelişmeleri seyretmekle yetinir.
Merhum Necmettin Erbakan yıllar boyunca “dâhilî ve hâricî tehditler” kavramını sıkça kullanırdı. O gün birçok kişi bu ifadeyi yalnızca güvenlik meselesi olarak değerlendirdi. Oysa bugün görüyoruz ki bu uyarı çok daha geniş bir anlam taşıyor.
Dâhilî tehdit; toplumun kendi içinde yaşadığı ahlâkî çözülme, kurumsal zayıflama, fikrî dağınıklık ve stratejik istikamet kaybıdır.
Hâricî tehdit ise yalnızca sınırlarımızdaki gelişmeler değildir. Küresel finans sistemi, teknoloji tekelleri, uluslararası güç mücadeleleri, enerji rekabeti ve ekonomik bağımlılık ilişkileri de bunun ayrılmaz parçalarıdır.
Bugün Türkiye tam da bu iki baskının kesiştiği bir dönemi yaşamaktadır.
Bir tarafta küresel ölçekte çok sert bir güç mücadelesi yaşanırken, diğer tarafta içeride siyaset yeni bir çıkış yolu üretmekte zorlanmaktadır.
Yaklaşık çeyrek asırdır ülkeyi yöneten AK Parti, özellikle savunma sanayii, ulaştırma altyapısı ve dış politika alanlarında önemli kazanımlar elde etmiştir. Bunu inkâr etmek hakkaniyetli olmaz. Ancak aynı zamanda uzun iktidar dönemlerinin kaçınılmaz sonucu olan yorgunluk belirtileri de görülmektedir. Özellikle ekonomi, gelir dağılımı, hukuk, eğitim ve kurumsal yapı konusundaki yetersizliklerinden dolayı toplumun farklı kesimlerinde yeni arayışlar güçlenmektedir.
Muhalefet cephesine baktığımızda ise değişik bir tablo ortaya çıkmaktadır. Uzun yıllardır iktidara alternatif olma iddiasıyla siyaset yapan yapıların önemli bir bölümü, toplumun önüne ortak bir gelecek vizyonu koymakta zorlanmaktadır. İttifaklar kurulmakta, seçim stratejileri geliştirilmekte; ancak bunlar kalıcı bir medeniyet tasavvuruna dönüşememektedir. Son yıllarda yaşanan iç tartışmalar, liderlik mücadeleleri ve ayrışmalar bu tabloyu daha da karmaşık hâle getirmiştir. Bu haldeki bir muhalefetin iktidarı devralabilmesi mümkün gözükmemektedir.
Lakin Türkiye’nin bugünkü problemi yalnızca iktidarın yıpranması veya muhalefetin yetersizliği değildir.
Asıl problem, ülkenin önüne uzun vadeli bir istikamet koyabilecek güçlü bir fikrî merkezin bulunmamasıdır.
Bir devlet sadece seçim kazanarak yönetilemez.
Bir millet sadece ekonomik göstergelerle ayakta kalamaz.
Bir medeniyet yalnızca geçmişi anlatarak yeniden kurulamaz.
Bunların hepsinin üzerinde, geleceği okuyabilen ve istikamet tayin eden bir fikir merkezine ihtiyaç vardır.
İşte tam bu nokta,
Millî Görüşün yeniden önem kazanabileceği noktadır. Yeniden derlenip toparlanabilmesi için bir fırsat noktasıdır.
Çünkü Millî Görüş, yalnızca bir seçim hareketi değildir.
Yalnızca bir parti de değildir.
Millî Görüş; üretimi esas alan bir ekonomi anlayışına, bağımsızlığı esas alan bir dış politika vizyonuna, ahlâk merkezli bir toplum tasavvuruna ve adalet eksenli bir devlet anlayışına sahip bütüncül bir medeniyet projesidir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur.
Ancak burada acı bir gerçekle yüzleşmek zorundayız.
Millî Görüş geleneği, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu fikrî birikime sahip olabilir.
Fakat bugün bu birikimi temsil iddiasında olan kurumlar, aynı ölçüde güçlü değildir.
Önceki yazılarda da ifade ettiğimiz gibi, hareketin en önemli problemi, fikrinin zayıflaması değildir. Problem, o fikri geliştirecek, güncelleyecek ve topluma taşıyacak stratejik merkezin neredeyse kaybolmuş olmasıdır. Kadroların yeterli olmamasıdır.
Bir zamanlar Millî Görüş, Türkiye’nin en güçlü fikir hareketlerinden biriydi.
Yeni kurumlar öneriyordu.
Yeni ekonomik modeller geliştiriyordu.
Yeni dış politika vizyonları ortaya koyuyordu.
Yeni kadrolar yetiştiriyordu.
Bugün ise dünya yapay zekâyı, biyoteknolojiyi, dijital finans sistemlerini ve yeni jeopolitik denklemleri tartışırken, Millî Görüş’ün bu alanlarda varlığını yitirmekte olması, oldukça kaygı vericidir.
Çünkü Milli Görüş’ün en önemli özelliği hazır reçeteleri tekrar etmek değildi.
Her yeni dönemin meselelerine yeni çözümler üretebilmekti.
Bugün de ihtiyaç duyulan tam olarak budur.
Millî Görüş yeniden düşünmelidir.
Yeniden üretmelidir.
Yeniden kadro yetiştirmelidir.
Yeniden strateji geliştirmelidir.
Ve en önemlisi, yeniden müşterek bir akıl oluşturmalıdır.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yalnızca yeni bir siyasi alternatif değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı; yeni bir istikamet, yeni bir medeniyet perspektifi ve yeni bir stratejik merkezdir.
Eğer Millî Görüş bu tarihî sorumluluğu üstlenmek istiyorsa, önce kendi iç muhasebesini tamamlamak, dağınıklığını gidermek ve müşterek bir fikir merkezi etrafında yeniden toparlanmak zorundadır.
Aksi hâlde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu fikrî boşluk başkaları tarafından doldurulacak; Millî Görüş ise sahip olduğu büyük tarihî mirasa rağmen bu yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri olma fırsatını kaçıracaktır.
Dolayısıyla önümüzdeki yıllar sadece Türkiye için değil, Millî Görüş açısından da bir beka dönemidir.
Bu sebeple bugün verilmesi gereken mücadele, herhangi bir partinin başarısı için değil; yeniden güçlü bir fikrî merkez inşa edebilmek içindir.
Çünkü Türkiye’nin güçlü bir alternatife ihtiyacı vardır.
O alternatifi üretebilmek için ise önce Millî Görüş’ün kendi içinde yeniden toparlanması, müşterek aklını yeniden oluşturması ve geleceğe yeniden birlikte yürümesi gerekir.
Nisâ Suresi’nin 136. Ayetinde Cenabı Allah, zaten iman etmiş olanlara, “Ey iman edenler, iman edin…”, diye buyurmaktadır. Benzer bir şekilde, eğer Millî Görüş bu tarihî sorumluluğu yeniden üstlenmek istiyorsa, önce kendi içinde yeniden Millî Görüş olmak zorundadır.
Aksi durum, zaten muhaldir.
Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN
