Çok Modlu Bir Ekonomi Politiğe İhtiyaç Var
2008 Küresel Finans Krizi’nden bu yana ekonomi politikaları, sadece teknik değil jeopolitik boyutlarıyla da yeniden şekilleniyor.
Bu çerçevede dünya ekonomisinde iki büyük blok belirginleşmektedir.
Bir tarafta Atlantik Ekonomileri var. Diğer tarafta Avrasya Bloku oluşmaktadır.
Bu bloklaşmada;
finansal egemenlik rekabeti,
enerji denkleminin yeniden yazılması,
teknoloji ve veri altyapısı kutuplaşması, ve
güvenlik–ekonomi iç içeliği sebebiyle kutuplaşma kalıcı hale gelme eğilimindedir.
Türkiye,
özellikle 2010’lu yıllardan itibaren Batı ile olan ilişkilerinde yaşadığı güvensizlik ortamı nedeniyle daha otonom ve çok yönlü dış politika izlemeye başlamıştır.
Bu çerçevede ülkemiz,
bir yandan Batı’ya mesafeli ama Batı’dan kopmayan
diğer yandan ise Rusya ve Çin ile dengeleyici bir çizgiyi takip etmektedir.
Bu çizgiyi, devletin üst düzey karar alıcılarının bir “hükümet stratejisi” olarak kurguladığını söyleyebiliriz.
Ancak bu tercih aynı zamanda bir mecburiyetin de ürünüdür.
Zira Türkiye Batı’ya tam bağımlı olarak kaldığında ciddi baskılara maruz kalmaktadır.
Ancak Rusya/Çin ile tam entegre olamayacak kadar da Batı sistemine gömülü olduğumuz da bir gerçektir.
Bu nedenle Türkiye’nin izlediği bu dengeli çizgi, aslında
hem pragmatik hayatta kalma refleksi
hem de fırsatları optimize eden çok yönlü bir oyun kurma yaklaşımıdır.
Şimdi Türkiye, bu mecburiyeti becerikli bir diplomasiyle stratejik avantaja çevirebilirse, Türkiye’nin küresel denklemde ağırlığı da artabilir.
Şu anki durumda,
Jeopolitik denge siyaseti dış politikada bir zorunluluktur.
Lakin halihazırda uygulanan ekonomi politik, bu dengeyi baltalayan bir süreci ayakta tutuyor.
Yani dış politikada takip edilen denge politikaları ile ekonomi politiğimiz uyumlu değildir.
Dış politikada yürütülen çok yönlü ve milli çıkar temelli denge siyaseti, ekonomide uygulanmıyor. Ekonomi ve finans politikalarımız tamamen Batı’ya entegre hale gelmiş durumdadır.
Bu çelişki, orta ve uzun vadede ülkemizin stratejik bağımsızlığına ve toplumsal refahına zarar verir.
Bu sebeple,
Türkiye’nin hem dış politikada yürüttüğü denge siyaseti ile hem de içteki ekonomi/finans politikaları arasında yaşanan uyumsuzluğu gidermek amacıyla,
çok modlu (multi-modality) bir ekonomik model kurgulamaya ihtiyacı vardır ve acildir.
Bu çerçevede Türkiye’nin uygulayabileceği ekonomi-finans modlarını ilk bakışta şu şekilde sıralayabiliriz;
Finansal sermaye bazlı, Batı Entegrasyon Modu,
Ticaret ve yatırım işbirliği bazlı, Doğu Bağlantılı Mod,
Dirençli bir ekonomi oluşması için İç Pazar ve Üretim Bazlı Mod,
Finansal egemenlik için Altın ve Değerli Maden Bazlı Mod,
Para dışı varlıkların da kullanımı için Karşılıklı Ticaret ve Takas Modu,
Enerji, su ve gıda güvenliği için Stratejik Kaynak Tabanlı Mod, ve
Faizsiz finans temelli bir Mod.
Bu şekilde çok modlu bir modelle Türkiye, “ya hep Batı ya da hep Doğu” ikilemine mahkûm kalmaz.
Çok modlu bir modelleme, diplomatik dengeye de uygundur.
Bunun için de
Cumhurbaşkanlığına bağlı Ekonomik Modlar Yüksek Kurulu gibi bir kurul oluşturulması gerekecektir.
Bu konunun bir an önce halledilmesi gerekiyor.
Son olarak şunu da ifade edeyim.
Bu ekonomik modlarla uyumlu olacak şekilde paranın türüne göre yönetimini sağlayacak bir otoriteye de ihtiyaç olacaktır. Bugün sadece merkezi üretilen paralara dayalı bir ekonomi politikten, itibari paraları, mal paraları ve dağıtık üretilen paraları birlikte yönetecek bir ekonomi politik yapıya geçmek gerekiyor.
Neticede ve kısaca
ekonomi ve para politikaları tek merkezden ama çok modlu olarak yönetilmelidir.
Mevcut yapıda, Batı finans modeline bağlı tek modlu yönetim Türkiye’nin jeopolitik avantajlarını kullanmasına fırsat vermediği gibi dış politik denge kurulması için de bir zemin oluşturmamaktadır.
Bu durum, acilen ele alınması gereken bir durumdur.
