Yeni Zelanda Nerede !?

Yeni Zelanda olayı hala tazeliğini koruyor.

Yeni Zelanda olayı hala tazeliğini koruyor. Bir müddet daha koruyacağa benziyor…

Bundan sonra da birçok araştırmanın ve değerlendirmenin konusu olacaktır. Halihazırda zaten birçok yorum birikti. Ancak ben farklı bir yorum penceresi açmak istiyorum.

Önce olayı özetleyelim.

15 Mart 2019 Cuma günü, Avustralyalı Hristiyan Brenton Tarrant bir grup arkadaşıyla, Yeni Zelanda Christchurch kentindeki Al Noor ve Linwood Camilerinde cuma namazı sırasında 50 kişiyi katledip 11’i ağır olmak üzere 50 kişiyi de yaralamıştı. Linwood Camisinde yapmak istediği katliamı ise yapamamıştı.

Buradan anlıyoruz ki, planlanan terör saldırısı ile yüzlerce Müslümanın katledilmesi hedeflenmiştir.

Terörist Tarrant, eylemden önce yetkililere 74 sayfalık bir manifesto gönderdi ve sosyal medyadan da paylaştı. Manifesto ile dünyanın diğer ülkelerindeki Müslümanları tehdit ediyor.

İstanbul’a yönelik tehditleri de var; “Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinopol hak edildiği gibi tekrar Hristiyan şehri olacak” diyor.

Ayrıca, birçok idarecinin öldürülmesi gerektiğini açıkça ifade etmiş. Elbette buna Cumhurbaşkanı Erdoğan da dâhil.

Sanırım zaman içerisinde daha birçok detay ortaya çıkacaktır.
Detaylar olayı netleştirir ama fotoğrafı da değiştirir.

Buradan, aziz milletimizin dikkatine bir iki konuyu takdim etmek istiyorum.

Bunlar ilk planda benim dikkatimi çeken konulardır.

Öncelikle Hristiyan dünyası deyince, bunun bir ve bütün bir yapı olduğunu kabul etmememiz gerekir. Genellemeci bir yaklaşımdan kaçınmalıyız.

Hristiyan dünyası Ortodokslar, Katolikler ve Protestanlar olmak üzere üç ana mezhebe ayrışmıştır. Bundan öte ayrışmaları da binlerce oluşum (mezhepçilik) doğurmuştur.

Bunların içerisinden Ortodokslar bu coğrafyada yüzlerce yıl barış içerisinde yaşadığımız topluluklardır. Savaş süreçlerimiz de olmuştur ancak barış süreçlerimize nazaran daha azdır.

Katolikler ve Protestanlar ile ilişkilerimizde ise savaş süreçleri daha hâkim olan süreçlerdir.

Haçlı seferleri bu iki grubun (ağırlıkla Katolikler ve Protestanlar) önderliğinde geliştirilmiş seferlerdir. Hatta bu haçlılar, coğrafyamızdaki Ortodoksları dahi katletmekten çekinmemişlerdir.

Bu sebeple Ortodokslar’ın önemli bir kısmı İstanbul’un fethinde ‘kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz’ diyebilmiştir.

Ortodoksların merkezi Patrikhanedir.
Katoliklerin merkezi Vatikan’dır.
Protestanların genel geçer bir merkezi henüz yoktur. Ancak Batı Avrupa ve Amerika’da etkin olduklarından söz edebiliriz.

Şimdi biz henüz temsili olarak terörist Tarrant’ın bu ayrışmada nereye düştüğünü ve bu eylemin neye hizmet ettiğini bilmiyoruz.

Ancak manifestosunda açıkça görülen bir şey var. O da biz Türklerin önüne Ayasofya Camisi üzerinden Ortodoksların merkezi olan Patrikhane’yi açık hedef olarak koymasıdır. İstanbul’u, doğu yakası ve batı yakası diye ikiye ayırmasıdır.

Hâlbuki Ortodokslar ve başındaki Patrik vatandaşımızdır ve her çalışması devletimizin gözetimi, denetimi ve emaneti altındadır.

Peki şimdi,

  • Papa’nın gelip 13 Şubat 2016 tarihinde Patrik ile 962 yıllık meseleyi hallediyoruz diyerek samimi pozlar vermesini nasıl yorumlayacağız?
  • Hristiyan Siyonistlerin ve Katoliklerin bazı olaylarda zaman zaman Ortodoksların adına konuşmasını nasıl yorumlayacağız?
  • Örneğin terörist Tarrant’ın manifestosunun İstanbul kısmı da bu şekilde bir vekâlet konuşması değil midir?

Bu arada ABD yönetiminde kilit pozisyonlarda Katoliklerin hâkim olduğu bilinen bir gerçektir. Evanjelikler de bunun bir parçasıdır.

Görüyorsunuz işte, detaylar arttıkça şekil değişiyor.

Net hüküm vermek için henüz erken. Ama çıplak gerçek şu; küresel savaş elitleri, birlikte yaşadığımız Ortodoksları ezmemizi istiyor.

Bunun için hassas noktalarımıza baskı uyguluyor.

Bakınız şimdi dışarıdan bir ses; “Ayasofya’da minareleri yıkacağız” dediği anda, içeriden bunun ekosunun “zincirler kırılsın Ayasofya açılsın” olacağını bilmediklerini mi düşünüyorsunuz!

  • Peki, o zaman yapılmak istenen ne olabilir?
  • Halkı sokaklara dökerek idarenin eline demokratik bir gerekçe vermek istiyor olabilirler mi?
  • Neden olmasın?

Sonra da oluşacak veya oluşturulacak tabloyu, “bakınız Hristiyan kardeşlerimiz zulüm altında” diyerek, kendi haçlı seferlerine gerekçe olarak kullanabilirler!

ABD’nin Kudüs’ü bir Yahudi teokratik devleti olan İsrail’in başkenti olarak kabul etmesi 2017 Aralık başına denk geliyor. 2014-2017 arasında Vatikan’ın oldukça yoğun bir gündemi vardı. Papa, bölgede birçok yeri ziyaret etti. Kasım 2014 sonunda da Türkiyeyi.

  • Haçlı seferlerinin kurgulayıcısı Vatikan, gelişmeler karşısında neden sessiz kalıyor olabilir?
  • Peki, bu kadar noktadan anlamlı bir polinom geçirebilir miyiz?

Hayır !!

Bize çok bilgi lazım.
Ya da? Derin bilgi !

Böyle bir oyun kurucu akıl için Tarrant, çok kullanışlı bir fanatik beyinsiz. Ama, bu tip beyinsizler kurguda çok işe yararlar.
Derler ya, oynayana değil oynatana bak!

Aziz milletimiz, kim provoke ederse etsin, hüküm vermede acele etmemelidir.

Yeni Zelanda’da katledilen kardeşlerimiz için tabi ki ağlayacağız, acılarımızı yaşayacağız ve paylaşacağız. Ama asla taşkınlık yapmayacağız.

Bizler savaştan korkan bir millet değiliz.
Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayız.
Ama, işin iç yüzünü tam olarak çözemediğimiz bir savaşın oyuncağı da olamayız.

Hatta ve hatta yüzlerce yıl bu coğrafyada birlikte olduğumuz ve emanetimiz altında yaşayanların dahi bazı ihanet tuzaklarına düşmemesi için çok gayret sarf etmeliyiz.

Olaylara çok daha nitelikli bakmak Cenab-ı Allah’ın Nisa Suresi 83. ayetteki şu uyarısı ile bize bir emirdir.

“Kendilerine güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu yayıyorlar. Halbuki onu Resûlullah’a ve aralarından yetki sahibi kimselere götürselerdi, içlerinden haberin mâna ve maksadını çıkarabilenler şüphesiz onu anlarlardı. Size Allah’ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz…”

En tepeden aşağı, herkesin, bu tavsiyeler doğrultusunda hareket etmesi barışın yegâne anahtarıdır.

Allah yâr ve yardımcınız olsun.

Vesselâm
Prof. Dr. Mete Gündoğan

“Yeni Zelanda Nerede !?” için 9 yorum

  1. Bir kere Hristiyan dünyasını hedef tahtasına koymaya çalışmak tehlikeli bir şeydir. Bu çirkin emellerden vazgeçin derim öncelikle. Kimse sizi halife falan yapmayacak, bir de bunu kafanızdan silin iki!
    Kimsenin, sizin bu dediğiniz çirkefe sürükleneceğini sanmıyorum. Hele Hristiyanlar asla.
    Ama olaki, 6-7 Eylül’de olduğu gibi “kelleciler” sokağa sürülürse onu bilemem. Umarım olmaz öyle bir şey. Velev ki olursa bu güzel ülkemizin sonu demek olabilir korkarım ki! Bunun vebali ve sorumlusu sizlerin çürük düşünceleriniz olacak.
    Ve unutmayın ki, Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi “ceddim” dediğiniz hainler tekrar düşmana teslim olursa, artık kurtaracak bir Atatürk’ün olmadığını da unutmamak gerekir.
    Onun için derim ki; yapmayın yazıktır bu güzel vatanımıza.
    Kim ne yaparsa yapsın, gericilik artık karanlığa gömülmeye mahkumdur. Tarihin yazgısı budur.

  2. Günaydın!
    Biz bunları biliyoruz, hem de çok iyi biliyoruz. Ama siz yeni yeni öğreniyorsunuz. Mustafa Kemal, yüz yıl sonra tekrar gelecekler dediği günden ber biliyoruz. Nato’ya Girdiğimiz gün biliyoruz. 11 Eylül 2001 de, ikiz kuleler yıkıldığı gün Bush oğlu Bush’un Haçlı seferi ilan ettiği günden beri biliyoruz. İsrailin kuruluşundan bu yana biliyoruz. Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edildiği günden beri biliyoruz. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.Siz bunları gidin, ilk inen ayet ikra(oku) olduğu halde okumayanlara anlatın.Siz bunları gidin cehaleti ve okumamayı baş tacı edenlere ve ‘vay okuyanların haline’ diyenlere anlatın.Siz bunlar gidin cahilin ferasetine güvenenlere anlatın. Onlar bilmiyor çünkü….Kusura bakma! Böyle yazmak istemezdim. İnşallah beni anlamıştırsınız. Gönderdiğiniz mail için de çok teşekkür ederim.

  3. Tarrant, bizim kelleci yobazlar kadar zıvanadan çıkmış saptırık bir canidir. Terörün her tür yani iğrençtir; ister Hristiyan terörü olsun ister İslam terörü. Bu caninin yaptığı katliam, İslamcı teröristlere karşılık misilleme bir terör olarak görünüyor sanki.
    Diğer bir olasılık da faşist Trump’ın; S-400 füzeleri ve Türkiye’nin Venezulla desteğine misilleme olarak ülkede iç çatışma çıkarma çabası olabilir. Bu oyuna gelmemek gerek prefesör. bu yarayı kaşıyarak zaten silahlanmış yobaz sürüsünü sokağa kışlamaktan vazgeçin lütfen.

  4. Mete Hocam,
    Yeni Zelanda nin yakından haritası ile İstanbul un idari haritası arasında büyük benzerlikler var. Kozmopolit oluşları ile de büyük benzerlikler var.

  5. Bu cani karanlık güçler tarafından yönlendiriliyor ve kullanılıyor. Olayın gerçek yönününün İslam toplumunu tahrik olduğunu bilmek için kahin olmaya gerek yok. Yukarıdaki inceleme yazısında belirtilen hususlara tamamen katılıyorum.

  6. Bence heyecanlanmaya gerek yok, hiç bir şey yapmaları mümkün değil Haçlı seferleri tarihte kaldı. Ortalığa korku salmaya da gerek. Bunlar bir takım manyakların yaptıkları ferdi hareketlerdir. İt ürür kervan yürür.

  7. Sayın Prof. Dr. Mete Gündoğan
    “Yeni Zelanda Nerede” başlıklı yazınız, seccadeleri üzerinde alçakça katledilen Müslümanlara duyulan yürek acısından çok, ideolojik ve siyasi çıkmazınız ifade edilmiş.
    Yazınızdan İlginç Cümleler!
    “…çıplak gerçek şu; küresel savaş elitleri, birlikte yaşadığımız Ortodoksları ezmemizi istiyor.”
    Kimsin sen!
    Ordu komutanı mısın?
    Devlet yöneticisi misin? Böyle desteksiz ve haddin olmayan kararlar oluşturma hak ve yetkisini nereden alıyorsun? Aklı başında hiç kimse böyle bir cümleyi yazmaz, yazamaz.
    İdeolojik tatmin duygusuna yer kalmadı. Bir terör saldırısı sonrası söylenen laflar bir akademisyene yakışmıyor. Yazınızda, “Bizler savaştan korkan bir millet değiliz.” Hem doğru, hem yanlış. Senin gibi ideolojik insanlar için savaş kolay olabilir, ama ulusal sorumluluk içindeki bir devlet adamı savaşın korkunç yüzünü görür, savaş karşısında “kılı kırk yarar!” Ayrıca savaştan korktuğumuz da oldu. Balkan savaşı ve sonuçları Türkler için korkudan da öte, acı oldu! Çünkü, sizin gibi önünü göremeyen, savaşa karşı hazırlığı olmayan idare yüzünden, adeta “soykırım” yaşadık. Ama Çanakkale de aslanlar gibi dövüştük. Çünkü, yüzyılın dâhisi bir kumandan savaşı yönetiyordu.
    Aynı zamanda, ıı. Dünya savaşının korkunçluğundan “korktuk!” 65 milyon insanın yaşamını yitirdiği savaşta, savaş dışı kalma becerisi gösterdik. Tek bir Türk insanının burnu kanamadı!

    Profesör, “işin iç yüzünü tam olarak çözemediğimiz bir savaşın oyuncağı da olamayız.” Diyorsun. “İç yüzü” bilinmeyen savaş olmadı! Bile bile savaşın korkunç tuzağına düşüldüğü oldu. ABD’nin Irak’ın işgalini hedeflediği 2002 de, savaşın “iç yüzü” bilinmiyor muydu? Bile bile Türkiye’nin işgaline yol açacak olan 1 Mart Teskeresinin kabulü için yapılanlar unutulur mu? Irak’ın işgaline yol açan savaşı “oyuncağı olmaktan” son anda kurtuldu bu ülke! 15 yıl boyunca “Paralel yapının” “oyuncağı olanları Türk Ordusunun kararlı ve isabetli vuruşu kurtarmadı mı?

    “Olaylara çok daha nitelikli bakmak” sözü yazınızın şekline olduğu kadar, özüne de tezat! Yazınızı yeniden gözden geçirin, nerede “nitelikli bakış?” Tam tersine niteliksiz siyasi ve ideolojik açmazlarınız ortaya saçılmış. Fırsattan istifade, siyasette yer kapma dilekçesi yazmışsınız!

    Önce Dünyayı Anlamalı!

    Her gün her saat, “küreselleşme” hayranlığı içinde olan kesimlerin, küreselleşmenin yarattığı sorunlardan yakınması, samimiyetle ilgili bir sorun. “Küreselleşmenin” insanlığın önüne çıkardığı ağır sorunların analiz edilmesi öncelikli konu. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz sorusunun açılımı, dünya görüşünün oluşturulması açısından önemli. Dünya genelinde ve özel olarak coğrafyamızda ortaya çıkan kanlı ve yıkıcı olayların anlaşılabilmesi içi “Hristiyan dünya” ve “Müslüman dünya” ayrımı, aldatıcı.. Dünyaya hangi açıdan bakıldığı her dönem önemli.

    Sayın Profesör, “Hristiyan dünya” deyiminin karşısında, “Müslüman dünya” deyimi, öncelikle sizin için de bir yanılsama. Öncelikle “Hristiyan dünyası” özü bakımından, emperyalist bir dünya. Emperyalist dünyanın yer yer kullandığı “Hristiyanlık” sadece bir örtü. İslam Dünyası ve liderliği Emperyalist dünya ve onun başı ABD ile olan ilişkileri bağlamında yaklaşıldığında, “İslam dünyasının” çıkmazı ortaya çıkar. Emperyalist dünya karşısında, “İslam dünyası” diye bir dünya malesef yok. Dünyayı böyle iki dünyaya ayırma algısı, meşru ve haklı bir zemine dayanmıyor. Somut ve anlaşılabilir bir ayrım da değil. Böyle bir ayrım, İslamcı liderliğin emperyalizme karşısında ne denli sakatlanmış olduğunu ortaya koyar. Diğer yandan, “paralel yapının” yaratmaya çalıştığı dünya algısısının, akademisyenlerimiz üzerindeki ideolojik kirliliği ortaya koyar. İşin doğrusu; emperyalist dünya ve emperyalizmden zarar gören ezilen mazlum ülkeler dünyası.

    Özellikle ABD’nin 2000’li yıllardan bu yana, şekillendirmek istediği dünyanın anlaşılması gerekir. ABD, hedeflerine ulaşabilmede, dünya genelinde bütün bağnaz unsurları kullandığı unutulmamalı. “İslam dünyası,” ABD’nin kullanabildiği çok parçalı ve karmaşık bir dünya. Çok parçalı ve karmaşık “İslam dünyasının” önde gelen dini, siyasi elitleri emperyalizmin kullanım aletleri…

    2000’li yılların başında adını sıkça duyduğumuz, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) “İslam Dünyasına” şekil vermeyi amaçlıyordu. Ne yazık ki bu dönemde BOP ‘un Eş Başkanlığını Türkiye yaptı. BOP ‘un uygulanması sürecinde ortaya çıkan eylemlere bakıldığında, büyük suçlar karşımıza çıkar. Gözümüze çarpan suç tablosu, BOP adına, İsrail’in güvenliği adına işlendi.

    ABD- İsrail Taşeronları.

    İsrail’in güvenliği için Ortadoğu rejimlerinin yıkılması ve parçalanmasının ana başlıkları; 1-Saddam rejiminin yıkılması ve Irak’ın parçalanması, 2-Libya ve Suriye rejimlerinin dağıtılması, 3-Komşulara düşmanlı. Türkiye bu düşmanlığın eylemli bir destekçisi oldu. Rusya ile karşı karşıya geldik. 4- “Dinler arası diyalog” ve Papayla öpüşme, sevişme, çok olumsuz bir yanılsamanın oluşmasına hizmet etti. 5-Ülke güvensizliğe sürüklendi. Türk ordusuna savaş açıldı. “Paralel yapı” eliyle, düşmanlarımızı bile sevindiren bir tasfiye yaşandı. 6-Bununla da yetinilmedi, bölgemizi kan çanağına dönüştürüldüğü ortamda, “açılım” rezaleti “hendek savaşına” dönüştü. Sonuçta büyük bedeller ödendi. 7-15 Temmuz Paralel Yapı darbesi, BOP Eş Başkanlığının kanlı çöküşü, yüz yıllık cumhuriyet tarihimizde dönüm noktası oldu.

    Sayın Profesör, Yeni Zelanda da masum insanların ibadetleri esnasında katledilmesi karşısında sadece boş ve samimiyetsiz bir hezeyan içinde olduğu anlaşılıyor. Ayrıca bir akademisyen herkesin rahatlıkla dillendirdiği düşünceleri ifade etmesinin ne anlamı var? Siz böyle bir siyasi tavır almakla, ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Bir akademisyenin kan üzerinden siyaset yapmasının hiç bir anlamı yok. Böyle bir vahşet karşısında akademisyen, katliama yol açan gelişmelerin nesnel nedenleri üzerine yoğunlaşır. Sizin işiniz, sıradan politikacılar gibi, katliamı kınamadan ibaret olmamalı! Dökülen kanları, din üzerinden siyasi kazanca dönüştürme niyetiniz varsa, o ayrı bir konu! Bu niyetiniz, sizin için pek hayırlı olmaz!

    İslam dinini her olur olmaz durumlarda araç haline getirmenin bedelini çok ağır ödüyoruz. AB-D devletlerinin yürüttüğü saldırıda İslamiyet’in araç olarak kullandığını görüyoruz. “İslam Dünyası” -nasıl bir dünyaysa- emperyalist planlara uygun biçimde etkisizleştirilmeye ve sürekli kargaşa içinde, kendi sorunlarını çözemeyen ülkeler durumuna sürükleniyor. “İslam dünyasının,” “düşürülmüşlük” hali, akademisyenlerimizin pek de umurunda değil anlaşılan!

    BOP Eş Başkanlığı ve Akıtılan Kan!

    Emperyalist saldırıların önceliğine uygun politikalarda Türkiye’ye verilen rol: BOP Eş Başkanlığı. Malesef BOP Eş başkanlığı 2002’den 2015’e değin rolünü eksiksiz uyguladı. Paralel Yapı darbesine değin emperyalist dünya BOP’u tepe tepe kullandı. Sonrasında, BOP Eş başkanını değiştirmeye ve daha uşak bir iktidar arayışına girişti. O Uşak’lar, POP’a uygun bir biçimde konumlandırılan devlet içindeki çelik çekirdeği oluşturan Paralel Yapıydı. Paralel yapı, BOP’a sadakat eden bütün siyasi seçkinlerin biat ettikleri ve “Hoca Efendi’nin” rahlei tedrisatından geçen-(yazdıklarınız ve kariyerinize bakılırsa oldukça “başarılı bir akademisyen” kişiliğinizle, “Hoca Efendinin” elini öpmüş olduğunuz kanısı edinilebilir) siyasiler ve akademisyenlerde hiç bir değişim göremiyoruz.

    Dürüst olmak gerekirse, Paralel yapı bulaşıklarının arınması, çok farklı bir siyasi süreci zorunlu kılır. O süreci olumsuz yaşayanlar ciddi bir samimiyet testinden geçmeleri gerekir. Bu test, eski hataların, ideolojik, siyasi yönleriyle köklü bir biçimde arınmakla sağlanır. Biz sosyalistler bu sürece “en köklü kopma” diyoruz. Hatalardan arınmayı samimi bir özeleştiri yapmada görüyoruz. Çünkü “paralel yapı” gibi uşak ruhlu bir hareketle içselleşen geçmişin pisliğini temizleme “en köklü kopmayla” olası. Ayrıca yaşanılan dönemde doğru hareket edebilmek için ideolojik sakatlanmışlığın giderilmesi en önemli sorun.

    İstediğiniz kadar dinci söylemlere sarılın! Tanrı önünde sakatlanmış durumdasınız. Yazınızda, kendi ideolojik kimliğinizi, geçmişinizi sorgulamıyorsunuz. Buna gereksinim de duymuyor olabilirsiniz. Bu durumda, “Avustralyalı Hristiyan Brenton Tarrant’dan” farklı bir versiyonu olmaktan kurtulmanız nasıl olabilir?

    Faşist, ırkçı Brenton Tarrant’ın” terörüne karşı, tutucu bağnaz terör örgütlerinin ideolojik ve siyasi hocalığına soyunmak, oluşturulmaya çalışılan ideolojik alt yapının sakatlığını göstermez mi? Terörist Brenton Tarrant’ın manifestosuna yazdırılan “Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinopol hak edildiği gibi tekrar Hristiyan şehri olacak” saçma söylemlerini, farklı biçimlerde tekrarlama saçmalığından kurtulabildiğinize kimi inandıra bilirsiniz? 29.03.19
    Askar Yılmaz

  8. Allah razı olsun hocam. İstişare, konularında uzman kişiler ile yapılır ve karar verilir. Bize düşen itaat etmektir.

  9. Merhabalar, bilinmelidir ki Haçlı Seferi denilen olgu çoktan tarihe gömülmüş fosil bir düşüncedir. Kaldı ki yeniden böyle düşmanca bir tavır içine girilse bile, bu artık daha farklı ve çağdaş bir biçiminde olabilir ki, bu -Arapların terörle birbirini katletmesi- şeklinde kesintisiz yürütülüyor zaten. ABD’nin, Kudüs’ü İsrail başkenti ilan etmesinin sebebi nedir? Arapları İsrail üzerine kışkırtarak gerginliği alevlendirerek devam ettirmektir. Filistinli’nin taş ve balta saldırısı, İsrail’in yüksek savaş teknolojisi karşısında nedir ki!? İsrail’in canına minnet; hep Araplar üzerinde yeni yeni silahlarının etkisini denemek, hem de toprağını genişletmek.
    Diyeceğim o ki, Haçlı Seferi zırvalığı cahil aklının eseri değilse, İslamcı gericiliği yeniden güncellemek için terörist duygu sistemine format atma çabasıdır. Aman, oyuna gelmeyelim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.