SEKİZ DENİZ YAYLASI

Hali hazırda bu bölgede yapılan ticarete baktığımızda, bölge ülkelerinin kendi içinde yaptıkları ticaret %15’in altındadır (Şekil 6). 2011’den bu yana yaşanan iktidar çekişmeleri, kargaşalar ve savaşlar neticesinde özellikle Ortadoğu ülkeleri arasındaki ticaretin %10’ların bile altına düştüğünü söyleyebiliriz. (Sayfa 188)

Bölge içi ticaretin kısa vadede %20 ve orta vadede %30’lara çıkmasının en olumlu etkisi bölge barışı üzerine olacaktır. Çünkü ekonominin güçlü olmadığı yerlerde kötülükler kendilerine çabuk yol bulurlar. Fakirlik insanlara her türlü kötü çareyi makul gösterir. Bölge ekonomisinin zamanla birlikte güçlenmesi bölge barışını da olumlu etkileyecek, yüksek mal ve hizmet devinimi sınır geçişlerinin yeniden düzenlenmesine vesile olacaktır. (Sayfa 188)

2010’lu yılların başında Suriye Devlet Başkanı ile Türkiye Başbakanının yakınlaşması, hükümetlerin ortak toplantıları, iyimser havanın yayılması bizleri epey heyecanlandırmıştı. Ancak daha sonra yaşananlar ve hatta ABD’nin politikalarına kanarak Suriye’de bir iç savaşa alet olmamız, ilişkilerimizi derinden yaralamıştır. (Sayfa 188)

Her şeye rağmen, burada anlattıklarımız yine de yapılamaz şeyler değildir. 1945’e kadar onyıllarca birbirlerini yok etmek için kıyasıya savaş eden Avrupa ülkeleri, sonunda barışın sürdürülebilmesinin tek yolunun, ülkelerinin ekonomik ve siyasi yönlerden birleşmesi olduğu fikrine varmışlardır. Bu çerçevede 1949 yılında, uluslarüstü prensiplere göre oluşturulmuş ilk örgüt olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunun kuruluşu Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman tarafından ilan edilmiştir. (Sayfa 188)

Avrupalıların şu anda geldikleri nokta, aralarındaki sınırların kaldırılarak bir birlik oluşturulması noktasıdır. Pekiyi bunlar bunu yapabiliyorlarsa, yüzlerce yıl aynı havzada barış içerisinde yaşamış bölge ülkeleri olarak bizler neden yapamayalım? Neden birbirimizle yakınlaşmayalım. Bu çalışmalar tam da böylesi bir zamanda öncelikle yapılması gereken işlerdir. Bu çalışmaları geciktirmek, sadece bölge barışını geciktirmeye yarar. (Sayfa 189)

Dahası, çalışmalar sistematik bir şekilde yürütülmelidir. (Sayfa 189)

Hiçbir etnik ya da dini ayrım yapmadan bölgedeki bütün ülkeler böyle bir birlikteliğe girmek isteyeceği için bu model ve fikri altyapı iyi sistematize edilmedilir. Bizim bu coğrafyada birlik ve beraberlik kurmamız Avrupalıların bir araya gelmesi kadar uzun sürmez. Hiçbir kavgaya ya da çatışmaya gerek yoktur. Çünkü biz özde zaten yüzyıllarca bir ve beraber olmuş topluluklarız. Anormal olan ayrı ve parçalanmış olarak durmamızdır. Bu anormallikleri ortadan kaldırırsak, bölgemiz doğal olarak yeni bir dünyanın merkezi (vasatı) haline gelecektir. (Sayfa 189)

Bu çalışma, ülkelerin veya devletlerin kendi varlıklarını yok etmesi anlamında bir çalışma değildir. Emperyal amaçlarla düşünülen ya da tasarlanan bir çalışma hiç değildir. Yapılmak istenen proje, sadece ve sadece yüzyıllarca bir ve baraber olmuş toplulukları yeniden adalet, birlik, hürriyet, hürmet ve yukarıda belirtilen temel esaslar çerçevesinde bir barış havzasında toplamaktan ibarettir. (Sayfa 189)

Öncelikle bu işleri yürütecek bir komisyon oluşturulmalı ve bu komisyonun seçilme ve çalışma usül ve esasları ortak olarak belirlenmelidir. Bu birlikteliğin oluşabilmesi için devletlerarasında birbirlerinin hukuklarını koruyan ve ortak alanları belirleyen bir dizi anlaşmanın yapılması gerekecektir. Bu anlaşmalar da belli bir takvimde ve sürekli gelişen karakterde yapılmalıdır. Ortak alanlarda adaletin nasıl tesis edileceği çok net bir şekilde belirtilmelidir. Olabildiğince insanların tercihlerine saygı gösterilmeli ve yukarıda belirtilen temel esaslara uyulmalıdır. Temel insan hak ve özgürlükleri ortak olarak belirlenmelidir. Hatta bunların içerisinde kadın hakları, çocuk ve yaşlıların hakları, eğitim, sağlık ve ekonomik haklar gibi detaylar da ilkesel bazda belirlenmelidir. İnsani yardımlar ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının genel çerçevesi çizilmelidir. Güvenlik güçleri ve adalet alanlarında sistematik bir işbirliği gerçekleştirilmelidir. (Sayfa 190)

Ekonomi politik kararların nasıl alınacağı belli ilke ve değerlere bağlanmalıdır. Bu ilke ve değerler öncelikle bölgenin potansiyelini harekete geçirecek şekilde belirlenmelidir. (Sayfa 190)

Aynı şekilde mal ve hizmet dolaşımının nasıl olacağı belli ilkelere bağlanmalıdır. Eşyanın serbest dolaşımı ilkesi çerçevesinde, her türlü malın bütün birlik ülkeleri arasında herhangi bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla dolaşabilmesi güvence altına alınmalıdır. Bu dolaşım özgürlüğünün hem iç hem de dış boyutu vardır. Birlik içinde mallar, ülkelerarası gümrük işlemlerine uğramadan, ithalat sınırlaması görmeden, ayrım gözeten vergi ve önlemler olmadan dolaşabilmelidir. Birlik dışı olarak ise, birliğe üye olmayan ülkelerden alınan mallar ortak gümrük tarifesi ücretini ödedikten sonra yine birlik içinde serbestçe dolaşabilmelidirler. (Sayfa 190)

Her ülkenin vatandaşları kendi kimlik kartları ile her ülkede her yere gidebilmelidir. Bunun önüne hiçbir kısıt konulmamalıdır. İnsanların üye ülkeler arasında oturmak, çalışmak, okumak, gezmek ya da emekli olabilmek için özgürce yolculuk edebilmesine imkân sağlanmalıdır. Bu ilkenin geliştirilebilmesi için birçok formalitenin azaltılması ve diğer ülkelerden gelen kişilerin meslekî ehliyetlerinin tanınması gibi daha birçok ön çalışmanın yapılması gereği aşikardır. (Sayfa 190)

Hizmetler ve şirketler serbest dolaşarak kendi işlerini yürütebilmeli ve üye ülkeler arasında vatandaşlara geçici ya da sürekli hizmet sunabilmelidir. Elbette bu özelliklerin hiçbiri tümüyle sınırsız ve kesin değildir. Üye ülkeler isterlerse, antlaşmalarca öngörülen belirli özgürlük alanlarında kısıtlamalarda bulunabilmelidirler. Ancak bu kısıtlamalar temel insan haklarına aykırı olmamalı ve çok iyi bir şekilde izah edilebilmelidir. Yoğun bir şekilde bilişim teknolojisi kullanılarak olası olumsuzlukların da önüne geçilebilmelidir. (Sayfa 190)

Ticaretin gelişmesinin en önemli aracı, ortak bir değer ölçüsünün belirlenmesidir. (Sayfa 191)

Bu birliktelik tek bir pazar olarak mütalaa edilmeli ve bu pazara girecek olan birliktelik dışı malların nasıl dolaşacağı çok açık ve net kurallara bağlanmalıdır. (Sayfa 192)

Ortak bir enerji politikası oluşturulmalıdır. (Sayfa 192)

Altyapı çalışmaları da süratle tamamlanmalıdır. (Sayfa 192)

Aynı zamanda bölgeye yönelik sosyal projeler de geliştirilmelidir. Fakirliğin ortadan kaldırılması için dayanışma ve yardımlaşma fonları oluşturulmalıdır. Düzenli geliri olmayan hiç kimse bırakılmamalıdır. (Sayfa 193)

Bütün bunlar yapılırken dikkat edilmesi gereken bir husus da çevredir. (Sayfa 193)

Beşikten mezara kadar sürekli eğitim yapılabilecek şekilde tasarımlar gerçekleştirilmelidir. Bunun için bölgeden dışarıya gitmiş beyin göçünü de tersine çevirecek tedbirler alınmalıdır. Öğrenci, uzman ve akademisyen değişimi projeleri geliştirilmelidir. (Sayfa 193)

Bütün inançların, mensupları tarafından korunması, geliştirilmesi ve aktarılması, mukabil hürmetler çerçevesinde teminat altına alınmalıdır. (Sayfa 193)

Ortak bir kültür politikası oluşturulmalı ve kültür farklılıkları zenginlik olarak algılanacak şekilde yaygın ve örgün eğitim verilmelidir. Ortak mirasımız keşfedilmeli ve yeni nesillere de bir barış projesi olarak aktaracak şekilde çalışmalar yapılıp desteklenmelidir. (Sayfa 193)

Gösteri sporları her yerde yaygın bir şekilde oynanır. Bunların yanı sıra, bölgeye has sporların gelişimi için de çaba sarfedilmelidir. (Sayfa 193)

Tüm bu çalışmalar belli ilke ve modeller çerçevesinde yapılmalıdır. Elbette bunlar kısa bir zamanda tamamlanacak işler değildir. Ancak ortak bir ideal haline dönüştürülebilirse, nesiller boyunca kalıcı olabilecek bir barış projesi haline gelir. Birkaç ülke ile atılacak başlangıç adımı, bu ilke ve değerleri kabul edecek bölge ülkelerinin tamamına yaygınlaştırılabilir. (Sayfa 194)

Bölgenin yeniden yapılandırılması yeni bir dünya kurulması manasına gelir. Çünkü bu bölgemiz, neredeyse bütün medeniyetlerin kavşak noktasını oluşturur. Bütün medeniyetlerin beşiğidir. Dün olduğu gibi bugün de dünya barışının teminatı haline getirilmelidir. (Sayfa 194)

Gereğini yapanlar muktedir olanlardır. (Sayfa 197)

Bu yazı, Sekiz Deniz Yaylası kitabımdan bir derlemedir. Kitabı okumanız dileğiyle,

Selam sevgi ve saygılarımı sunarım.

Prof. Dr. Mete Gündoğan

22 Ocak 2018, Pazartesi