MİLLİ GÖRÜŞ

MANSFETÖ operasyonları ve özellikle de 15 Temmuz Darbe girişiminden sonra, bilinen bir gerçek artık birçok farklı kişi ve kesim tarafından da net bir şekilde ifade edilmeye başlandı. Fethullah Gülen hareketi ile Milli Görüş arasında her zaman mesafe olmuştur. Bunlarla, Erbakan Hoca ve Milli Görüş arasında hiçbir organik bağ oluşmamıştır. Tarihi ve sosyal gelişmeler, Milli Görüş argümanlarını hep haklı çıkarmıştır. Milli Görüş, emrolunduğu gibi dosdoğru olmuş ve olmaya da devam edecektir.

Ancak son sıralarda, Erbakan Hoca ve Milli Görüş hakkında oluşan bu olumlu havadan rahatsız olanlar, değişik tipler türetmiştir. Onların bu havayı bulandırma gayretlerini de ibretle takip ediyoruz. Bunlar hakkında söylenecek tek şey şudur; Milli Görüş öyle engin bir deryadır ki bu tür pislikler ile kirlenmez ve bünyesinde eritip bir kenara atar. Hak davasında azimle yoluna devam eder.

Herkes iyi bilir ki Milli Görüş kurumsal olarak derlenip toparlanırsa, Türk siyaseti ve dengeler yapısal olarak tamamen değişir.

Pekiyi Milli Görüş nasıl derlenip toparlanabilir?

Bu konudaki fikirlerimi, özetle ama derli toplu bir şekilde, geçmişte ‘Mecrasını Arayan Su’ ve ‘SP Yeniden Ümit Olabilir’ başlıklı yazı dizilerim ile ifade ettim. Merak edenler internetten o yazıları bulup okuyabilirler.

Aksine, şimdi bu yazıda, Milli Görüş camiasına tersinden bir uyarı yapmak ve bir sorunun cevabını aratmak istiyorum.

Önce birkaç tespit ortaya koyalım.

Basından takip ettiğimize göre önümüzde var olan üç seçim için takvim şu şekilde yeniden yapılandırılacaktır. Bu konuda Meclis’teki partiler anlaşmış durumdadırlar. Genel Yerel Seçimler 2018 Ekim ayında, Cumhurbaşkanlığı Seçimi 2019 Ekim ayında ve Genel Seçimler 2020 Ekim ayında yapılacaktır. Diğer bir ifade ile 2018, 2019 ve 2020 yılları siyasi hareketler ve Türkiyemiz için en kritik yıllardır. Bir siyasi hareket çok büyük bir çıkış yapacak ise bütün hazırlıklarını 2017 yılının ilk yarısına kadar tamamlamış olması gerekiyor. Ondan sonrası üç yıllık bir maratondur. İyi olan kazanır. Bu süreci kaçıran bir hareketin, tekrar toparlanabilmesi için en az 2025 yılına kadar beklemesi gerekecektir.

Bugün, Milli Görüş’te yetişmiş ya da Milli Görüş fikirlerinden beslenen/etkilenen çok geniş ve farklı yelpazede insan topluluğu vardır. Ak Parti’de ağırlıklı olmak üzere her partide değişik oranlarda Milli Görüş etkisini veya müntesiplerini görmek mümkündür.

Son olarak, günümüzde ekipler rakipleri ile yarışırken, sadece kendi performanslarına değil rakibin yönetilmesi ve yönlendirilmesine de önemli yatırımlar yapmaktadırlar. Her ekip, rakibinin gelişimini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileme gayretindedir. Bunu her alanda gözlemleyebilmekteyiz.

Bu temel tespitleri yaptıktan sonra, gelelim stratejik soruya:

Mevcut siyasal yapının devam etmesi ve Milli Görüşün müstakil kurumsal olarak toparlanmaması için ne yapılması gerekiyor?

Bu soruyu sormada, şöyle bir gerekçe öne sürülebilir. Mevcut iktidar, inananların lehine yapılması gereken her şeyi yapıyor. Alnı secdeye giden birçok insan çok önemli makam ve mevkilere geldiler ve çok güzel çalışmalar yapıyorlar. Türkiye’nin bölgede ve dünyada itibarı arttı. Şimdi farklı bir yapılanma, iktidarı zor duruma sokar ve böyle bir kırılmadan muhalefet tehdidi güçlenir. Bölünüp parçalanmamak lazımdır.

Elbette bu gerekçeler tartışılabilir ancak benim bu yazıdan maksadım bu gerekçeleri tartışmaktan ziyade ‘operasyonel olarak neler yapılabilir’ sorusunun cevabını düşündürtmektir.

Varsayalım ki ben, ülkemizdeki mevcut siyasal yapının devamından yana olan bir otoriteyim. Her türlü imkâna da sahibim. O zaman yapacağım ilk iş, Milli Görüş’ün kurumsal yapısını mevcut haliyle korumak olacaktır. Mevcut yapıyı üç yıl daha kilitleyebilirsem, en büyük başarıyı elde etmiş olurum. Önümüzdeki üç büyük seçimde, bu açıdan rahat ederim, karşıma bir sıkıntı çıkmaz.

O halde uygulamam gereken ilk strateji, mevcut genel başkan ve statükoyu korumak olurdu. Çünkü bu statükonun, kurumsal yapıyı % 1’in altında tutması en çok benim işime geliyor. Bunu sağlamak için örtülü ya da açık her türlü çalışmayı yapardım.

Eğer bu stratejim tutmaz ise, ikinci stratejim en azından mevcut statükoyu korumak olurdu. Bunun için mevcut genel başkana yaklaşık muadil birinin gelmesi için çalışma yapardım. Aynı nesil/nitelik bir genel başkan işime gelirdi. Eğer gidişat bu yönde gelişiyor ise, bunun gerçekleşmesi için elimden geleni yapardım.

Eğer gelişmelerin çok farklı bir mecraya doğru evrilme tehlikesi ortaya çıkarsa, o zaman ‘bir büyük ağabey’ stratejisi oluşturmak en mantıklısı olurdu. Şöyle ki; öncelikle birçok ismin ortaya çıktığı ve birbirleri ile çatıştıkları imajını oluştururdum. Bu durum, gerçek de olabilir. ‘Parti, bu karmaşanın altından kalkamaz ve tamamen çöker, dağılır gider’ korkusunu beslerdim. Buradan, bari ortalık durulması için ‘şu büyük ağabey’ geçici olarak gelsin ve bir dönem ortalık sakinleşinceye kadar devam etsin formülünü oluştururdum. Heyecanlı (veya kontrol edilmesi güç) adayların da ‘o büyük ağabey’ etrafında toplanmasını teşvik ederdim. Bu şekilde 3 yıllığına partiyi kilitlediğim zaman, zaten ana seçimleri atlatmış olurdum. Gerisi Allah kerim.

Dolayısıyla, takip etmem gereken stratejiler; mevcut yapıyı korumak, mevcudun muadili bir yapı oluşturmak veya ‘büyük ağabey formülü’ şeklinde olurdu. Bunların hangisi olursa olsun işime gelir ve kurumsal yapıyı 3 yıllığına kilitlemiş ama 10 yıllık bir hamle yapmış olurdum.

Değerli okuyucularım,

Neticede bu düşüncelerin hepsi, başta sorulan soruya cevap oluşturmak için birer fikir yürütmeden ibarettir. Daha önce bu konularda fikirlerimi düzünden söyledim ve epey anlayanlar oldu. Şimdi de tersinden söylüyorum ve anlayanların daha çok olacağına inanıyorum.

Selam sevgi ve saygılarımla.

Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN