Merkez Bankası Eleştirileri

Ülkemizde şu sıralarda Merkez Bankası’nı eleştirenlerin sayısı epey arttı. Bu eleştirileri 4 grupta toplamak mümkün gözüküyor.

Birinci gruptakiler, Merkez Bankası’nı yapısal olarak eleştirenlerdir ki benim eleştirilerimi de bu gruba dahil edebiliriz. Birinci gruptakiler, Merkez Bankası’nın kurumsal yapısı, statüsü, görevleri çalışma şekli, hedefleri vs. hepsinin yeniden gözden geçirilerek yapılandırılmasını önerirler.

İkinci gruptakiler ise Merkez Bankası’nı operasyonel olarak eleştirenlerdir. Bunlar Merkez Bankası’nın müdahalelerini, zamanlamalarını, oranları eleştirmektedirler. Döviz fiyatları düşer, “Merkez Bankası hemen müdahale etsin” derler. Piyasada nakit sıkıntısı çekilir, “Merkez Bankası hemen para versin” derler. Dışarıda bazı gelişmeler yaşanır, “Merkez Bankası da hemen böyle yapsın” derler. Bunlar konjonktürel olarak, bazı gelişmeleri tek ya da iki yönden değerlendirerek Merkez Bankası müdahalesini talep edenlerdir. Teknik analiz yaparlar. Ancak gelişmelerin çok da üzerinde durmazlar.

Üçüncü gruptakiler, Merkez Bankası kurumsal yapısına ve ve operasyonlarına bakmadan, etraftaki gelişmelere bakarak nihai bir hüküm çerçevesinde Merkez Bankası’nı eleştirenlerdir. Şu sıralarda bunların sayısında, AKP çevrelerinden ve AKP’yi destekleyen çevrelerden oldukça yüksek bir artış var. Bunların temel argümanı şudur;
“Enflasyon düştü, kurlar düştü, borsa oldukça yüksek peki faizler niçin düşmüyor? Faizlerin düşmemesinin ana müsebbibi Merkez Bankası’dır. O halde Merkez Bankası’da faizleri kademeli olarak düşürerek AKP hükümetine yardımcı olmalıdır.”

Ancak bunlara şaşmamak mümkün değildir. Çünkü şu sıralarda AKP Hükümetine Merkez Bankası kadar yardımcı olan bir başka kuruluş yoktur. Merkez Bankası, enflasyonu kontrol altına alıp aşağı çekmek amacı ile, 2002 yılından beri dalgalı kur kisvesi altında düşük kur politikası uygulamaktadır. Çünkü, ülkemiz enflasyonundaki en büyük belirleyici döviz kuru değişimidir. Döviz kurunu düşük seviyede baskı altına almak için Merkez Bankası bir yandan interbank faiz oranlarını yüksek tutmakta diğer yandan da piyasadaki dövizi TL karşılığında satın almaya devam etmektedir. Sıcak para olarak yurda giren döviz, Merkez Bankası’nda TL’ye dönüşmektedir.

Yani, Merkez Bankası döviz alıp karşılığında piyasaya TL sürmektedir. Piyasaya sürdüğü TL’nin enflasyonist eğilimlerini engellemek için de gecelik piyasa ve repo/ters repo yoluyla piyasadaki TL’yi geri almaktadır. Bu döngü, döviz kurunu yüksek reel faiz karşılığında sürekli düşük tutmaktadır. Döviz kurunun 2002 yılı sonundan bu yana reel olarak TL karşılığında değer kaybetmesine karşılık, TL’ye dayalı finansal enstrümanlar yüksek reel faiz politikası nedeniyle yüksek getiri sağlamaktadırlar. Dolayısıyla bankacılık sistemi varlıklarını döviz yerine TL cinsinden tutmayı daha uygun görmektedirler.

İşte bu açıdan, üçüncü grupta olup da özellikle de AKP çevrelerinden gelen eleştirileri anlamak mümkün değildir. Bu tip eleştiriler, cahilce eleştirilerdir. Eğer, Merkez Bankası onların istediğini yapsa, enflasyon ve döviz anında yukarı doğru borsa da aşağı doğru hareketlenir. Kısacası, bunların eleştirdikleri şey, aslında, bindikleri daldır.

Dördüncü gruptakiler ise, Merkez Bankası’nı eleştirmek moda olduğu için eleştirenlerdir. Bunların herhangi bir eleştiri temelleri yoktur. Zaten argümanları da toplama argümanlardır. Herhangi bir sistematik bilgiye dayanmaz ama iyi gürültü çıkarırlar.

Merkez Bankası da sanırım bu sebeplerden dolayı, Finansal İstikrar Raporu’nu yayınlayarak millete derdini anlatmaya çalışıyor.

Selam ve Sevgilerimle

Prof. Dr. Mete Gündoğan