Faiz Zaruret Degil Tercihtir

Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) bağlı olarak çalışan ancak bağımsız olarak hareket eden Din İşleri Yüksek Kurulu (DİYK) var. DİB Teşkilat Kanununa göre DİYK, Başkanlığın dinî konularda en yüksek karar ve danışma organıdır.

DİYK, devlet kurumları, mahkemeler, yurtiçinde ve yurtdışında, kırsalda ve şehirde yaşayanlar, gençler, yaşlılar gibi toplumun farklı kesitlerine sahih dinî bilgi sunmaktadır.

DİYK üyeleri beş yıllığına seçimle belirlenirler. Bir kişi en fazla iki kez üye seçilebilir. Kurul, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve mevcudun salt çoğunluğu ile karar alır.

DİYK işlerinde dirayetlidir. Örneğin 28 Şubat Süreci’nde başörtüsü ile ilgili çok büyük baskılara maruz kalmalarına rağmen dik durmuş ve ‘başörtüsü Allah’ın emridir’ ifadesinden asla şaşmamıştır. Zaten olması gereken de budur. O zamanki DİYK üyeleri bu fazileti göstermişlerdir.

DİYK sayfasında, ‘TOKİ’nin sosyal projesi’ üzerinden faize ilişkin bir fetva yayınlandı.
Bu fetvanın oy çokluğu ile mi yoksa oy birliği ile mi çıktığı hakkında bir bilgim yok.

Onun için hitap ederken bu fetvaya onay verenlerin tamamı adına DİYK Başkanı Dr. Ekrem Keleş’e hitap ederek yazacağım.

Ancak yazacaklarımın muhatabı tek bir şahıs değil bu fetvaya onay veren üyelerin tamamıdır.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş,

  • Faiz (riba) haramdır.
  • Faiz alışveriş gibi değildir.
  • Faiz ile iştigal edenler, Allah ve resulü ile harp halindedirler.

Bu konu, kurulda ele aldığınız diğer hiçbir konuya benzemez.

Faiz, zamanın fiyatıdır !!
Aslında faiz işlemi ile yapılan şey, belli bir vadeden dolayı zamanı fiyatlandırmaktır. 100 liranın belli bir vade/zaman sonra 120 lira olması gibi. Bu duruma bizler, faizle ödünç para vermek/almak diyoruz.

Diyelim ki bir evin fiyatı 240 bin lira. Bunu peşin olarak veya ödemede kolaylık sağlayan birinden 60 ayda ve her ay 4.000 TL ödeyerek alabilirsiniz. Ancak kalan parayı her ay %0.49 oranında (veya farklı bir oranda) artırarak alırım derseniz bu artış faiz olur.

Çünkü evin fiyatı toplamda yaklaşık 300.000 TL’ye gelir ki aradaki fark yani artış sadece ve sadece zamanın fiyatıdır. Yani faizdir. (Burada rakamlarda farklılıklar olabilir. Her zaman farklı adlar altında eklemeler/çıkarmalar yapılır)

Bu alışverişte; “İki kişi fiyatta aralarında anlaştıktan sonra istedikleri gibi taksit uygulayabilirler! Arka plandaki hesap onlara aittir” gibi bir yaklaşım hile-i şeriyye olur. Sırf kendinizi kandırmış olursunuz. Faiz konusu zaten kişilere zorla dayatılan bir konu değildir.

İki kişi zaten aralarında anlaşarak faiz uygulaması yapar. Dolayısıyla alıcı ile satıcının anlaşmış olmaları, faizli işlem olma vasfını ortadan kaldırmaz. Adına ne derseniz deyin, işlem faiz işlemi olmuş olur.

Bu şekilde hareket edilirse, bu durumda bir malın iki fiyatı olmuş olur. Biri peşin ödemedeki fiyatı. Diğeri ise zamana yayılmış fiyatı. Bu iki fiyat arasındaki fark, zamanın fiyatıdır ki, bu da faizdir.

Dönemdeki %0.49’luk (veya farklı bir oranda) artışın faizden başka bir açıklaması yoktur. Fiyat artışı belki malın niteliğinin değişmesi karşılığı olabilir ki burada böyle bir durum söz konusu değildir. Faiz alışveriş gibi değildir, zamanın karşısında fiyatın artmasıdır.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş,
Fetvanızdaki; “Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da vermek de caiz değildir” ifadesi yanlıştır.
Çünkü ‘zaruret’ şartı faiz için geçerli değildir. Faiz bir tercih işlevidir. Bir tercih varsa zaruret yok olur.

Kuran-ı Kerim’de şarap ve domuz eti ile ilgili olarak ifade edilen zaruretler ölüm tehlikesinden doğar. Bir insan susuzluğa üç gün, açlığa ise üç hafta dayanabilir. Ötesi ölümdür. Zaruret buradan doğar. Haddi aşmamak şartıyla yemek, ‘ölmeyecek kadar yemek’ demektir.

Faize yönlendirilen şahısların hangi hayati tehlikesi var olabilir?

Bu şahısların başta proje bedelinin %10’unu peşin olarak ödeyecek paraları var. 240 ay boyunca kendi masrafları dışında her ay en az 894TL taksit ödeyebilecek gelirleri de var. Buradan zaruretler doğmaz.

Fetvayı verenlere göre, ev almadaki zaruri koşullar nelerdir?

Burada 2+1 (75 – 85 m2) ve 3+1 (100 m2) olmak üzere en az iki ev türü var. Ayrıca, bunların dışında ev alabilecekleri farklı satıcılar da var. Şimdi buradan zaruret nasıl doğuyor?

‘İş kurmak veya genişletmek; ev, araba satın almak üzere kişi, kuruluş veya bankalardan alınan faizli krediler de bu kapsamdadır ve caiz değildir’ dedikten sonra kamunun sosyal politikalarına referans verince, fetvanın niteliği nasıl değişebilir?

Sayın Dr. Ekrem Keleş
Hiç bir mazeret, sizi Allah’ın verdiği hükmün üstüne çıkaramaz!
Heyetinizin böyle bir yaklaşımı olabilir mi? Bu tür yaklaşımlar sizi ilmi bir heyet olmaktan çıkarır. Saygınlığınıza gölge düşürür. Bunun farkına varın lütfen.

Devlet, şahısları bilerek bankalara yönlendirmiş olur ve bankalar da faizsiz işlem yapamazlar. Buna rağmen, ‘devletin bunu faiz geliri elde etmek amacıyla yapmadığını’ ifade etmişsiniz.
Zaten faiz geliri alacak olan devlet değil vatandaşın sözleşme yapacağı bankalardır.

Yani sözleşme banka ile yapılmaktadır. Banka da faiz tahakkuk ettirecektir. Bugün ekonomide negatif faizden ve ev fiyatlarının düşmesinden bahsediliyor. Bu durumda bankaların uygulayacağı aylık %0.49 faiz (yaklaşık yıllık bileşik %8) oldukça yüksek bir faiz olmuş olur.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş
‘Bu itibarla, devlet TOKİ’nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkânı tanımadığından, belirtilen niyet ve amaçlar doğrultusunda söz konusu projeden yararlanmak caizdir’ cümleniz ilmi bir sonuç değildir.

Bu fetvanın muhatabı kredi kullanacak şahıslardır.

TOKİ’nin bu uygulaması ile diğer müteahhitlerin uygulamaları arasında fark yoktur. Bir müteahhit aynı şeyi yapınca caiz olmuyorsa, kamunun bir kurumu yapınca da caiz olmaz.

Devletin bu projesindeki faiz, devlet desteklerinden dolayı, nispeten düşüktür. Eğer heyet bu düşüklükten dolayı caiz diyorsa o zaman faizin haram olduğu ifadeleri mesnetsiz kalmış olur. Allah faizin her çeşidini haram kılmıştır. Bunu nitelemek heyetin haddine değildir.

TOKİ alıcıları bankaya yönlendirmektedir.

Bankaların ise, faizsiz/kâr paysız işlem yapmaları mümkün değildir.
Sözleşmelerde yazılmasa bile bankacılık mevzuatı bütün sözleşmelerin üzerindedir. Geçmişte yapılan birçok sözleşmelere rağmen, ödenen faizler bilinen gerçeklerdendir.

Kur’anı Kerim’de borçlu alacaklı ilişkisi, kişiler üzerinden anlatılır. Kişilerin vicdanı vardır. İmtihan şuuru içerisindedirler. Borçlu birkaç gün gecikse, ona mühlet verilerek rahatlatılır. Borçlu borcunu ödeyemeyecek durumda ise Allah alacaklıya karzı hasen teklif eder.

Lakin bankalar için bu durum söz konusu bile değildir. Bankaların vicdanı değil katı kuralları vardır. Bir gün bile gecikse, gecikme faizi alır. Ödeyemezseniz teminatınıza veya mülke el koyar. Sizi hapse götürecek kadar ileri bir sürece sokabilir.

Ayrıca, bankalar kimin parasını veriyor?

Bu meçhuldür. Dahası, bankalar kendilerinde var olmayan parayı kredi adı altında verirler.

Sevgili Dr. Ekrem Keleş
Böyle bir durumda borçlu-alacaklı ilişkisi doğmaz. Böyle bir durumda bir nevi kölelik ilişkisi doğar. Böyle bir ilişkiyi İslam’ın borçlu-alacaklı muamelatında çözmek mümkün değildir.

Devletin vatandaşa yardım etmesi ile ilgili ifadelerin, işlemi vasıflandırma süreçlerine nitelikli bir etkisi yoktur.

Devlet vatandaşın ev sahibi olması için yardım edecekse, hesaplamaları itibari paralar üzerinden değil mal paralar (altın, gümüş) üzerinden yapabilir.

Altın gümüş gibi mal paraları da tedavül ettirebilir.

Diyelim ki bir evin bedeli 24 ayar 600 gram külçe altın olsun. Alıcı, her ay 10 gram altını 60 ay boyunca getirip devlet’e ödemesini yapsın.

Böyle bir durum bütün sorunu çözer.

Sevgili Dr. Ekrem Keleş,
Merak ediyorum. Bu mevzuya niçin girdiniz? Hiçbir şekilde müdahil olmamanız, bu yanlışa vesile olmanızdan daha iyi idi. Kişileri Allah ve resulüne karşı harbe yönlendirdiniz. Bunun vebali omuzlarınızdadır.

Bu konunun yanı sıra, toplumumuzu habis bir ur gibi saran konular var. Rüşvet, gasp, emeğin karşılığı, haksızlıklar, İstanbul sözleşmesi, lutilik vb. gibi toplumumuzu hızla çürüten konular. Bunlara karşı sizden daha net ve güçlü bir duruş beklemek hakkımızdır.

Net ve güçlü bir duruş bekliyoruz.

Sizler İslam’ı protestanlaştırma kurulu değilsiniz.
Elde kalmış evlerin satış temsilcileri ise hiç değilsiniz.
Bulunduğunuz makama liyakatinizi ben takdir edecek değilim. Ancak bu yanlışlıklar birikerek, yüzlerce yıllık İslam anlayışımızda eksen kaymasına sebep olur.

Tabi bir çift lafım da en küçük meselede kıyameti koparan cemaatlere olacak. Yoksa sizler de (ey cemaatler) bu çarkın bir parçası oldunuz da onun için mi sessiz kalıyorsunuz? !

Saygıdeğer Hocamız,
Prof. Dr. Ali Erbaş!

Sigara yasağına gösterdiğiniz hassasiyeti
faiz konusuna da gösterseydiniz, bu kuruldan böyle çelişkili bir fetva çıkmazdı.

Bu fetvanın masum insanları neticede ateşe sürüklediğini görmüyor musunuz?

Faiz yasağı iman ile ilgilidir. (2: 278)

Dr. Ekrem Keleş;
Sizlere en samimi duygularımla hatırlatırım. Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir. (51:55)

Ey İman edenler,
Allah’a, Peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. (4:136)

Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) bağlı olarak çalışan ancak bağımsız olarak hareket eden Din İşleri Yüksek Kurulu (DİYK) var. DİB Teşkilat Kanununa göre DİYK, Başkanlığın dinî konularda en yüksek karar ve danışma organıdır.

DİYK, devlet kurumları, mahkemeler, yurtiçinde ve yurtdışında, kırsalda ve şehirde yaşayanlar, gençler, yaşlılar gibi toplumun farklı kesitlerine sahih dinî bilgi sunmaktadır.

DİYK üyeleri beş yıllığına seçimle belirlenirler. Bir kişi en fazla iki kez üye seçilebilir. Kurul, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve mevcudun salt çoğunluğu ile karar alır.

DİYK işlerinde dirayetlidir. Örneğin 28 Şubat Süreci’nde başörtüsü ile ilgili çok büyük baskılara maruz kalmalarına rağmen dik durmuş ve ‘başörtüsü Allah’ın emridir’ ifadesinden asla şaşmamıştır. Zaten olması gereken de budur. O zamanki DİYK üyeleri bu fazileti göstermişlerdir.

DİYK sayfasında, ‘TOKİ’nin sosyal projesi’ üzerinden faize ilişkin bir fetva yayınlandı.
Bu fetvanın oy çokluğu ile mi yoksa oy birliği ile mi çıktığı hakkında bir bilgim yok.

Onun için hitap ederken bu fetvaya onay verenlerin tamamı adına DİYK Başkanı Dr. Ekrem Keleş’e hitap ederek yazacağım.

Ancak yazacaklarımın muhatabı tek bir şahıs değil bu fetvaya onay veren üyelerin tamamıdır.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş,

  • Faiz (riba) haramdır.
  • Faiz alışveriş gibi değildir.
  • Faiz ile iştigal edenler, Allah ve resulü ile harp halindedirler.

Bu konu, kurulda ele aldığınız diğer hiçbir konuya benzemez.

Faiz, zamanın fiyatıdır !!
Aslında faiz işlemi ile yapılan şey, belli bir vadeden dolayı zamanı fiyatlandırmaktır. 100 liranın belli bir vade/zaman sonra 120 lira olması gibi. Bu duruma bizler, faizle ödünç para vermek/almak diyoruz.

Diyelim ki bir evin fiyatı 240 bin lira. Bunu peşin olarak veya ödemede kolaylık sağlayan birinden 60 ayda ve her ay 4.000 TL ödeyerek alabilirsiniz. Ancak kalan parayı her ay %0.49 oranında (veya farklı bir oranda) artırarak alırım derseniz bu artış faiz olur.

Çünkü evin fiyatı toplamda yaklaşık 300.000 TL’ye gelir ki aradaki fark yani artış sadece ve sadece zamanın fiyatıdır. Yani faizdir. (Burada rakamlarda farklılıklar olabilir. Her zaman farklı adlar altında eklemeler/çıkarmalar yapılır)

Bu alışverişte; “İki kişi fiyatta aralarında anlaştıktan sonra istedikleri gibi taksit uygulayabilirler! Arka plandaki hesap onlara aittir” gibi bir yaklaşım hile-i şeriyye olur. Sırf kendinizi kandırmış olursunuz. Faiz konusu zaten kişilere zorla dayatılan bir konu değildir.

İki kişi zaten aralarında anlaşarak faiz uygulaması yapar. Dolayısıyla alıcı ile satıcının anlaşmış olmaları, faizli işlem olma vasfını ortadan kaldırmaz. Adına ne derseniz deyin, işlem faiz işlemi olmuş olur.

Bu şekilde hareket edilirse, bu durumda bir malın iki fiyatı olmuş olur. Biri peşin ödemedeki fiyatı. Diğeri ise zamana yayılmış fiyatı. Bu iki fiyat arasındaki fark, zamanın fiyatıdır ki, bu da faizdir.

Dönemdeki %0.49’luk (veya farklı bir oranda) artışın faizden başka bir açıklaması yoktur. Fiyat artışı belki malın niteliğinin değişmesi karşılığı olabilir ki burada böyle bir durum söz konusu değildir. Faiz alışveriş gibi değildir, zamanın karşısında fiyatın artmasıdır.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş,
Fetvanızdaki; “Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da vermek de caiz değildir” ifadesi yanlıştır.
Çünkü ‘zaruret’ şartı faiz için geçerli değildir. Faiz bir tercih işlevidir. Bir tercih varsa zaruret yok olur.

Kuran-ı Kerim’de şarap ve domuz eti ile ilgili olarak ifade edilen zaruretler ölüm tehlikesinden doğar. Bir insan susuzluğa üç gün, açlığa ise üç hafta dayanabilir. Ötesi ölümdür. Zaruret buradan doğar. Haddi aşmamak şartıyla yemek, ‘ölmeyecek kadar yemek’ demektir.

Faize yönlendirilen şahısların hangi hayati tehlikesi var olabilir?

Bu şahısların başta proje bedelinin %10’unu peşin olarak ödeyecek paraları var. 240 ay boyunca kendi masrafları dışında her ay en az 894TL taksit ödeyebilecek gelirleri de var. Buradan zaruretler doğmaz.

Fetvayı verenlere göre, ev almadaki zaruri koşullar nelerdir?

Burada 2+1 (75 – 85 m2) ve 3+1 (100 m2) olmak üzere en az iki ev türü var. Ayrıca, bunların dışında ev alabilecekleri farklı satıcılar da var. Şimdi buradan zaruret nasıl doğuyor?

‘İş kurmak veya genişletmek; ev, araba satın almak üzere kişi, kuruluş veya bankalardan alınan faizli krediler de bu kapsamdadır ve caiz değildir’ dedikten sonra kamunun sosyal politikalarına referans verince, fetvanın niteliği nasıl değişebilir?

Sayın Dr. Ekrem Keleş
Hiç bir mazeret, sizi Allah’ın verdiği hükmün üstüne çıkaramaz!
Heyetinizin böyle bir yaklaşımı olabilir mi? Bu tür yaklaşımlar sizi ilmi bir heyet olmaktan çıkarır. Saygınlığınıza gölge düşürür. Bunun farkına varın lütfen.

Devlet, şahısları bilerek bankalara yönlendirmiş olur ve bankalar da faizsiz işlem yapamazlar. Buna rağmen, ‘devletin bunu faiz geliri elde etmek amacıyla yapmadığını’ ifade etmişsiniz.
Zaten faiz geliri alacak olan devlet değil vatandaşın sözleşme yapacağı bankalardır.

Yani sözleşme banka ile yapılmaktadır. Banka da faiz tahakkuk ettirecektir. Bugün ekonomide negatif faizden ve ev fiyatlarının düşmesinden bahsediliyor. Bu durumda bankaların uygulayacağı aylık %0.49 faiz (yaklaşık yıllık bileşik %8) oldukça yüksek bir faiz olmuş olur.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş
‘Bu itibarla, devlet TOKİ’nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkânı tanımadığından, belirtilen niyet ve amaçlar doğrultusunda söz konusu projeden yararlanmak caizdir’ cümleniz ilmi bir sonuç değildir.

Bu fetvanın muhatabı kredi kullanacak şahıslardır.

TOKİ’nin bu uygulaması ile diğer müteahhitlerin uygulamaları arasında fark yoktur. Bir müteahhit aynı şeyi yapınca caiz olmuyorsa, kamunun bir kurumu yapınca da caiz olmaz.

Devletin bu projesindeki faiz, devlet desteklerinden dolayı, nispeten düşüktür. Eğer heyet bu düşüklükten dolayı caiz diyorsa o zaman faizin haram olduğu ifadeleri mesnetsiz kalmış olur. Allah faizin her çeşidini haram kılmıştır. Bunu nitelemek heyetin haddine değildir.

TOKİ alıcıları bankaya yönlendirmektedir.

Bankaların ise, faizsiz/kâr paysız işlem yapmaları mümkün değildir.
Sözleşmelerde yazılmasa bile bankacılık mevzuatı bütün sözleşmelerin üzerindedir. Geçmişte yapılan birçok sözleşmelere rağmen, ödenen faizler bilinen gerçeklerdendir.

Kur’anı Kerim’de borçlu alacaklı ilişkisi, kişiler üzerinden anlatılır. Kişilerin vicdanı vardır. İmtihan şuuru içerisindedirler. Borçlu birkaç gün gecikse, ona mühlet verilerek rahatlatılır. Borçlu borcunu ödeyemeyecek durumda ise Allah alacaklıya karzı hasen teklif eder.

Lakin bankalar için bu durum söz konusu bile değildir. Bankaların vicdanı değil katı kuralları vardır. Bir gün bile gecikse, gecikme faizi alır. Ödeyemezseniz teminatınıza veya mülke el koyar. Sizi hapse götürecek kadar ileri bir sürece sokabilir.

Ayrıca, bankalar kimin parasını veriyor?

Bu meçhuldür. Dahası, bankalar kendilerinde var olmayan parayı kredi adı altında verirler.

Sevgili Dr. Ekrem Keleş
Böyle bir durumda borçlu-alacaklı ilişkisi doğmaz. Böyle bir durumda bir nevi kölelik ilişkisi doğar. Böyle bir ilişkiyi İslam’ın borçlu-alacaklı muamelatında çözmek mümkün değildir.

Devletin vatandaşa yardım etmesi ile ilgili ifadelerin, işlemi vasıflandırma süreçlerine nitelikli bir etkisi yoktur.

Devlet vatandaşın ev sahibi olması için yardım edecekse, hesaplamaları itibari paralar üzerinden değil mal paralar (altın, gümüş) üzerinden yapabilir.

Altın gümüş gibi mal paraları da tedavül ettirebilir.

Diyelim ki bir evin bedeli 24 ayar 600 gram külçe altın olsun. Alıcı, her ay 10 gram altını 60 ay boyunca getirip devlet’e ödemesini yapsın.

Böyle bir durum bütün sorunu çözer.

Sevgili Dr. Ekrem Keleş,
Merak ediyorum. Bu mevzuya niçin girdiniz? Hiçbir şekilde müdahil olmamanız, bu yanlışa vesile olmanızdan daha iyi idi. Kişileri Allah ve resulüne karşı harbe yönlendirdiniz. Bunun vebali omuzlarınızdadır.

Bu konunun yanı sıra, toplumumuzu habis bir ur gibi saran konular var. Rüşvet, gasp, emeğin karşılığı, haksızlıklar, İstanbul sözleşmesi, lutilik vb. gibi toplumumuzu hızla çürüten konular. Bunlara karşı sizden daha net ve güçlü bir duruş beklemek hakkımızdır.

Net ve güçlü bir duruş bekliyoruz.

Sizler İslam’ı protestanlaştırma kurulu değilsiniz.
Elde kalmış evlerin satış temsilcileri ise hiç değilsiniz.
Bulunduğunuz makama liyakatinizi ben takdir edecek değilim. Ancak bu yanlışlıklar birikerek, yüzlerce yıllık İslam anlayışımızda eksen kaymasına sebep olur.

Tabi bir çift lafım da en küçük meselede kıyameti koparan cemaatlere olacak. Yoksa sizler de (ey cemaatler) bu çarkın bir parçası oldunuz da onun için mi sessiz kalıyorsunuz? !

Saygıdeğer Hocamız,
Prof. Dr. Ali Erbaş!

Sigara yasağına gösterdiğiniz hassasiyeti
faiz konusuna da gösterseydiniz, bu kuruldan böyle çelişkili bir fetva çıkmazdı.

Bu fetvanın masum insanları neticede ateşe sürüklediğini görmüyor musunuz?

Faiz yasağı iman ile ilgilidir. (2: 278)

Dr. Ekrem Keleş;
Sizlere en samimi duygularımla hatırlatırım. Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir. (51:55)

Ey İman edenler,
Allah’a, Peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. (4:136)

Vesselam
Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN

Vesselam
Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN

Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) bağlı olarak çalışan ancak bağımsız olarak hareket eden Din İşleri Yüksek Kurulu (DİYK) var. DİB Teşkilat Kanununa göre DİYK, Başkanlığın dinî konularda en yüksek karar ve danışma organıdır.

DİYK, devlet kurumları, mahkemeler, yurtiçinde ve yurtdışında, kırsalda ve şehirde yaşayanlar, gençler, yaşlılar gibi toplumun farklı kesitlerine sahih dinî bilgi sunmaktadır.

DİYK üyeleri beş yıllığına seçimle belirlenirler. Bir kişi en fazla iki kez üye seçilebilir. Kurul, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve mevcudun salt çoğunluğu ile karar alır.

DİYK işlerinde dirayetlidir. Örneğin 28 Şubat Süreci’nde başörtüsü ile ilgili çok büyük baskılara maruz kalmalarına rağmen dik durmuş ve ‘başörtüsü Allah’ın emridir’ ifadesinden asla şaşmamıştır. Zaten olması gereken de budur. O zamanki DİYK üyeleri bu fazileti göstermişlerdir.

DİYK sayfasında, ‘TOKİ’nin sosyal projesi’ üzerinden faize ilişkin bir fetva yayınlandı.
Bu fetvanın oy çokluğu ile mi yoksa oy birliği ile mi çıktığı hakkında bir bilgim yok.

Onun için hitap ederken bu fetvaya onay verenlerin tamamı adına DİYK Başkanı Dr. Ekrem Keleş’e hitap ederek yazacağım.

Ancak yazacaklarımın muhatabı tek bir şahıs değil bu fetvaya onay veren üyelerin tamamıdır.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş,

  • Faiz (riba) haramdır.
  • Faiz alışveriş gibi değildir.
  • Faiz ile iştigal edenler, Allah ve resulü ile harp halindedirler.

Bu konu, kurulda ele aldığınız diğer hiçbir konuya benzemez.

Faiz, zamanın fiyatıdır !!
Aslında faiz işlemi ile yapılan şey, belli bir vadeden dolayı zamanı fiyatlandırmaktır. 100 liranın belli bir vade/zaman sonra 120 lira olması gibi. Bu duruma bizler, faizle ödünç para vermek/almak diyoruz.

Diyelim ki bir evin fiyatı 240 bin lira. Bunu peşin olarak veya ödemede kolaylık sağlayan birinden 60 ayda ve her ay 4.000 TL ödeyerek alabilirsiniz. Ancak kalan parayı her ay %0.49 oranında (veya farklı bir oranda) artırarak alırım derseniz bu artış faiz olur.

Çünkü evin fiyatı toplamda yaklaşık 300.000 TL’ye gelir ki aradaki fark yani artış sadece ve sadece zamanın fiyatıdır. Yani faizdir. (Burada rakamlarda farklılıklar olabilir. Her zaman farklı adlar altında eklemeler/çıkarmalar yapılır)

Bu alışverişte; “İki kişi fiyatta aralarında anlaştıktan sonra istedikleri gibi taksit uygulayabilirler! Arka plandaki hesap onlara aittir” gibi bir yaklaşım hile-i şeriyye olur. Sırf kendinizi kandırmış olursunuz. Faiz konusu zaten kişilere zorla dayatılan bir konu değildir.

İki kişi zaten aralarında anlaşarak faiz uygulaması yapar. Dolayısıyla alıcı ile satıcının anlaşmış olmaları, faizli işlem olma vasfını ortadan kaldırmaz. Adına ne derseniz deyin, işlem faiz işlemi olmuş olur.

Bu şekilde hareket edilirse, bu durumda bir malın iki fiyatı olmuş olur. Biri peşin ödemedeki fiyatı. Diğeri ise zamana yayılmış fiyatı. Bu iki fiyat arasındaki fark, zamanın fiyatıdır ki, bu da faizdir.

Dönemdeki %0.49’luk (veya farklı bir oranda) artışın faizden başka bir açıklaması yoktur. Fiyat artışı belki malın niteliğinin değişmesi karşılığı olabilir ki burada böyle bir durum söz konusu değildir. Faiz alışveriş gibi değildir, zamanın karşısında fiyatın artmasıdır.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş,
Fetvanızdaki; “Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da vermek de caiz değildir” ifadesi yanlıştır.
Çünkü ‘zaruret’ şartı faiz için geçerli değildir. Faiz bir tercih işlevidir. Bir tercih varsa zaruret yok olur.

Kuran-ı Kerim’de şarap ve domuz eti ile ilgili olarak ifade edilen zaruretler ölüm tehlikesinden doğar. Bir insan susuzluğa üç gün, açlığa ise üç hafta dayanabilir. Ötesi ölümdür. Zaruret buradan doğar. Haddi aşmamak şartıyla yemek, ‘ölmeyecek kadar yemek’ demektir.

Faize yönlendirilen şahısların hangi hayati tehlikesi var olabilir?

Bu şahısların başta proje bedelinin %10’unu peşin olarak ödeyecek paraları var. 240 ay boyunca kendi masrafları dışında her ay en az 894TL taksit ödeyebilecek gelirleri de var. Buradan zaruretler doğmaz.

Fetvayı verenlere göre, ev almadaki zaruri koşullar nelerdir?

Burada 2+1 (75 – 85 m2) ve 3+1 (100 m2) olmak üzere en az iki ev türü var. Ayrıca, bunların dışında ev alabilecekleri farklı satıcılar da var. Şimdi buradan zaruret nasıl doğuyor?

‘İş kurmak veya genişletmek; ev, araba satın almak üzere kişi, kuruluş veya bankalardan alınan faizli krediler de bu kapsamdadır ve caiz değildir’ dedikten sonra kamunun sosyal politikalarına referans verince, fetvanın niteliği nasıl değişebilir?

Sayın Dr. Ekrem Keleş
Hiç bir mazeret, sizi Allah’ın verdiği hükmün üstüne çıkaramaz!
Heyetinizin böyle bir yaklaşımı olabilir mi? Bu tür yaklaşımlar sizi ilmi bir heyet olmaktan çıkarır. Saygınlığınıza gölge düşürür. Bunun farkına varın lütfen.

Devlet, şahısları bilerek bankalara yönlendirmiş olur ve bankalar da faizsiz işlem yapamazlar. Buna rağmen, ‘devletin bunu faiz geliri elde etmek amacıyla yapmadığını’ ifade etmişsiniz.
Zaten faiz geliri alacak olan devlet değil vatandaşın sözleşme yapacağı bankalardır.

Yani sözleşme banka ile yapılmaktadır. Banka da faiz tahakkuk ettirecektir. Bugün ekonomide negatif faizden ve ev fiyatlarının düşmesinden bahsediliyor. Bu durumda bankaların uygulayacağı aylık %0.49 faiz (yaklaşık yıllık bileşik %8) oldukça yüksek bir faiz olmuş olur.

Muhterem Dr. Ekrem Keleş
‘Bu itibarla, devlet TOKİ’nin bu uygulamasında başka bir yolla konut alma imkânı tanımadığından, belirtilen niyet ve amaçlar doğrultusunda söz konusu projeden yararlanmak caizdir’ cümleniz ilmi bir sonuç değildir.

Bu fetvanın muhatabı kredi kullanacak şahıslardır.

TOKİ’nin bu uygulaması ile diğer müteahhitlerin uygulamaları arasında fark yoktur. Bir müteahhit aynı şeyi yapınca caiz olmuyorsa, kamunun bir kurumu yapınca da caiz olmaz.

Devletin bu projesindeki faiz, devlet desteklerinden dolayı, nispeten düşüktür. Eğer heyet bu düşüklükten dolayı caiz diyorsa o zaman faizin haram olduğu ifadeleri mesnetsiz kalmış olur. Allah faizin her çeşidini haram kılmıştır. Bunu nitelemek heyetin haddine değildir.

TOKİ alıcıları bankaya yönlendirmektedir.

Bankaların ise, faizsiz/kâr paysız işlem yapmaları mümkün değildir.
Sözleşmelerde yazılmasa bile bankacılık mevzuatı bütün sözleşmelerin üzerindedir. Geçmişte yapılan birçok sözleşmelere rağmen, ödenen faizler bilinen gerçeklerdendir.

Kur’anı Kerim’de borçlu alacaklı ilişkisi, kişiler üzerinden anlatılır. Kişilerin vicdanı vardır. İmtihan şuuru içerisindedirler. Borçlu birkaç gün gecikse, ona mühlet verilerek rahatlatılır. Borçlu borcunu ödeyemeyecek durumda ise Allah alacaklıya karzı hasen teklif eder.

Lakin bankalar için bu durum söz konusu bile değildir. Bankaların vicdanı değil katı kuralları vardır. Bir gün bile gecikse, gecikme faizi alır. Ödeyemezseniz teminatınıza veya mülke el koyar. Sizi hapse götürecek kadar ileri bir sürece sokabilir.

Ayrıca, bankalar kimin parasını veriyor?

Bu meçhuldür. Dahası, bankalar kendilerinde var olmayan parayı kredi adı altında verirler.

Sevgili Dr. Ekrem Keleş
Böyle bir durumda borçlu-alacaklı ilişkisi doğmaz. Böyle bir durumda bir nevi kölelik ilişkisi doğar. Böyle bir ilişkiyi İslam’ın borçlu-alacaklı muamelatında çözmek mümkün değildir.

Devletin vatandaşa yardım etmesi ile ilgili ifadelerin, işlemi vasıflandırma süreçlerine nitelikli bir etkisi yoktur.

Devlet vatandaşın ev sahibi olması için yardım edecekse, hesaplamaları itibari paralar üzerinden değil mal paralar (altın, gümüş) üzerinden yapabilir.

Altın gümüş gibi mal paraları da tedavül ettirebilir.

Diyelim ki bir evin bedeli 24 ayar 600 gram külçe altın olsun. Alıcı, her ay 10 gram altını 60 ay boyunca getirip devlet’e ödemesini yapsın.

Böyle bir durum bütün sorunu çözer.

Sevgili Dr. Ekrem Keleş,
Merak ediyorum. Bu mevzuya niçin girdiniz? Hiçbir şekilde müdahil olmamanız, bu yanlışa vesile olmanızdan daha iyi idi. Kişileri Allah ve resulüne karşı harbe yönlendirdiniz. Bunun vebali omuzlarınızdadır.

Bu konunun yanı sıra, toplumumuzu habis bir ur gibi saran konular var. Rüşvet, gasp, emeğin karşılığı, haksızlıklar, İstanbul sözleşmesi, lutilik vb. gibi toplumumuzu hızla çürüten konular. Bunlara karşı sizden daha net ve güçlü bir duruş beklemek hakkımızdır.

Net ve güçlü bir duruş bekliyoruz.

Sizler İslam’ı protestanlaştırma kurulu değilsiniz.
Elde kalmış evlerin satış temsilcileri ise hiç değilsiniz.
Bulunduğunuz makama liyakatinizi ben takdir edecek değilim. Ancak bu yanlışlıklar birikerek, yüzlerce yıllık İslam anlayışımızda eksen kaymasına sebep olur.

Tabi bir çift lafım da en küçük meselede kıyameti koparan cemaatlere olacak. Yoksa sizler de (ey cemaatler) bu çarkın bir parçası oldunuz da onun için mi sessiz kalıyorsunuz? !

Saygıdeğer Hocamız,
Prof. Dr. Ali Erbaş!

Sigara yasağına gösterdiğiniz hassasiyeti
faiz konusuna da gösterseydiniz, bu kuruldan böyle çelişkili bir fetva çıkmazdı.

Bu fetvanın masum insanları neticede ateşe sürüklediğini görmüyor musunuz?

Faiz yasağı iman ile ilgilidir. (2: 278)

Dr. Ekrem Keleş;
Sizlere en samimi duygularımla hatırlatırım. Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir. (51:55)

Ey İman edenler,
Allah’a, Peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. (4:136)

Vesselam
Prof. Dr. Mete Gundogan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.