Dolar serseri mayın gibi

Kızılay’da hızlı hızlı Güvenpark’taki dolmuşlara doğru yürürken karşıma birden Bizim Mehmet çıktı. O da ben de bu tesadüfe çok sevindik.

Hemen yakınlardaki kafelere bir göz attık.
Temizlik, maske ve mesafe kurallarına uyduğunu gördüğümüz bir mekana oturduk. Başladık konuşmaya.

Bizim Mehmet zaten her konuyu konuşur. Ne hikmetse her konudan da bilgisi vardır. Ama az, ama çok mutlaka bir şeyler bilir. Belleği, iki terabaytlık bilgisayarın masaüstü gibi. Her şeyden var. 

Bana hemen “Tüm borçlar silinebilir olmalıdır” başlıklı yazımı hatırlattı ve sitem etti.

“Hocam, benim dayıoğlunun bana 1000 dolar borcu var. Asker dönüşünde vermiştim. Neredeyse 10 yıl oldu, hala ödemiyor. Sana kalsa iki sene önce bu borcu kökünden sileceksin. Öyle mi?” diye sordu.

“Evet, öyle ama şartları var” dedim:

Önce bu sekiz sene hesabı teknik bir hesap. Şimdilik sekiz olarak kabul edelim. Borçlu, yani senin dayıoğlu, sekiz senenin sonunda borcun tüm yükümlülükleri ile birlikte resmen silinmesi için ilgili kuruma başvurur. Orada teknik bir heyet gerekli incelemelerini yapar ve dayıoğlunun bu borcunu sekiz senedir istemesine rağmen ödeyemediğini tespit ederse, borcu resmen siler. 

Bizim Mehmet, “Dayıoğlu on yılda birçok mal mülk edindi. Köyde ev bile yaptırdı. Ama benim borca gelince cebinden metelik çıkmıyor” dedi hemen.

“Tamam” dedim, “Teknik olarak bunların hepsi incelenir. Şahsi emlakine, banka hesaplarına vs. hepsine bakılır. Ödeme imkanı varsa, oradan alınıp borç ödenir ve iş biter. Yoksa da bundan sonra zaten ödeyemez diye biter. Durum bu.”

Borç-alacak sözleşmenizi böyle bir kuruma götürüp uzmanlara teslim ettiğinizde, sekiz sene sonra her durumda borç tüm yükümlülükleri ile birlikte biter. 

“Sözleşmemiz yok” dedi Bizim Mehmet.”Benden istedi ben de verdim. Verirken Emmoğlu Mehmet de yanımdaydı. O verdiğimi gördü. O kadar. Zaten kendisi borcun varlığına itiraz etmiyor. Öylece sessiz kalıyor.”

“Yazacaktınız” dedim:

Açık bir şekilde, üşenmeden, küçük büyük demeden, vadesini de belirterek yazacaktınız. İki adam da şahit olarak yazıya imza atacaktı. Vadesinden sonra sekiz sene boyunca ödenmezse, işte o zaman bu yazıyı ilgili kuruma vereceksin. Uzmanlar inceleyerek borcu tamamen tüm yükümlülükleri ile birlikte silecekler. 

“Allah biliyor”dedi Bizim Mehmet,”Allah biliyor. Mahşerde çatır çatır hakkımı alacağım.”

“İyi de Mehmet” dedim, “Allah her şeyi biliyor. Sana da yaz demiş, yaz. Bak, Bakara suresi 282’nci ayette ne diyor. Her şeyi açıkça yazın diyor. Sen yazmadıysan nasıl ispatlayacaksın? Kızıyorsun ama kabahat sende. Allah sana zaten ‘neden yazmadın’ diye soracak. Emrine uymamışsın.”

Bizim Mehmet çayını eline alıp koltuğa yaslandı ve düşünceli bir şekilde art arda bir iki yudum çekti.

“O zaman böyle bir kural olursa herkes dediğin gibi en ince detayına kadar yazar”dedi.

“Aynen” dedim, “Böylelikle Allah’ın bir emri de açıkça yerine getirilmiş olur.”

Bizim Mehmet devam etti:

Bizim dayıoğlunun ödeme imkanı olmasa ve ‘Abi ödeyemiyorum’ dese ben, ‘Senin bana borcun yok koçum, hadi işin gücün rast gelsin’ der geçerim zaten.

“Tamam, işte buna da karzı hasen (güzel borç) denir” dedim;

Ama imkanı olup da borcunu süründüren, en fazla sekiz sene süründürür. Sonra belgeye dayalı olarak hesap yapılır ve kendisinden borç tahsil edilir.

Örneğin dayıoğlunun köyde yaptırdığı evden başka hiçbir emlaki veya parası olmamış olsun. Evin değeri de 100 bin lira. Sen de alacağından vazgeçmiyorsun.

O zaman uzmanlar evin tapusunun yüzde 8’ini sana yaparlar. Borç da kapanmış olur.

“Tamam” dedi Mehmet, “Tamam. Bu olur. Zaten dayıoğlu bunu anlayınca ne yapar eder borcunu öder.” 

“Lakin Mehmet” dedim, “senin durumunda olmaz. Çünkü yazmamışsın.”

“Haklısın hocam” dedi ve gülüştük. 

Bizim Mehmet söze hemen farklı bir açıdan devam etti ve “Hocam, dolar sekiz olacak diyorsun öyle mi?” diye sordu.

“Sekiz de olacak, on da” dedim.

Önü açık, daha da ileriye gidecek. Böyle bir durumda yapılması gereken iş farklı bir değersayım (paradigma) ile para kredi sistemini yeniden kurgulamaktır.

Yoksa bu dolar, serseri mayın gibi, her yeri patlatıp yıkacak. Bizimkiler hala mevcut şartlarda ve mevcut anlayışla bir şeyler yapabileceklerine inanıyorlar. Trajik bir durum. Gün geçtikçe de işler kötüye gidiyor.

Bizim Mehmet, “Hocam, faizsiz bir yapı olunca bu borç silme işine gerek yok değil mi?” diye sordu.

“Hayır” dedim.

“İkisi farklı. Zaten faiz, sistemde kesinlikle olmaması gereken bir şey. Borçların silinmesi de kesinlikle var olması gereken bir mekanizma. Altınla işlev yapsanız dahi borçlar belirli bir süre sonunda tüm yükümlülükleri ile birlikte silinmelidir” dedim. 

Her şey insan içindir. Sistemin merkezinde özgür ve içinde bulunduğu toplumla barışık insanlar olmalıdır.

Kimseyi sistem dışına itmemeli veya sisteme küstürmemeliyiz.

Bizim Mehmet, hoş çocuk. “Hocam iyi oldu bu görüşmemiz. Ben ne demek istediğinizi daha iyi anladım” dedi.

Tekrar görüşmek üzere deyip, O Sıhhiye’ye doğru bense dolmuşlara doğru birbirimizden ayrıldık.

Vesselam
Prof. Dr. Mete Gündoğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.