Dolar Neden Yükseliyor? Şimdi ne Yapmak Lazım?

Değerli Dostlarım, kıymetli arkadaşlarım.
Bu yazımda sizlere 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası yeni sistem ile birlikte yaşadığımız güncel gelişmeleri değerlendirmek istiyorum.

Bizi yakından takip edenler biliyor. Usulümüz, önce temelleri ortaya koymak yani bir nevi referansları dizmektir. Sonra bu temeller açısından olayları yorumlamaktır. Öyle ya, konuşanın kimliğini ait olduğu referanslar belirler. Onun için bu konularda hassasız.

Bizler elhamdülillah Müslümanız. 26 Ağustos 1071 Sultan Alparslan ile birlikte bu coğrafyaya hâkim olan ve 26-30 Ağustos 1922 ile ülkemizin kuruluşunun temelini atan bir milletin çocuklarıyız. Çıkışlarımız ve inişlerimiz olmuştur. Acı ve tatlı, karanlık ve aydınlık günler yaşamışızdır. Ama hiçbir zaman zulme teşne olmamışızdır. Zalimlere boyun eğmemişizdir. Bu bizim aziz milletimizin vasfıdır. Biz buna kısaca Milli Görüş diyoruz.

Elbette herkes Milli Görüşe sahibi olduğunu iddia edebilir. Güncel bir tabir ile ‘Milli Görüş geleneğinden geliyorum’ diyebilir. Hatta ve hatta, gidip noterden beyana dayalı bir tasdikli belge dahi alabilir. Ama bunların hiç biri o kişiyi Milli Görüş sahibi yapmaz.

Peki ne yapar?
Milli Görüş sahibi önce özünde hakkı üstün tutacak, hakkı. Kim haklı ise o’nun gözüne güçlü kim haksız ise o’nun gözüne zayıf görünecek.

Sonra?
Maneviyatçı olacak. Yani yaptığı bütün işleri Allah rızası için yapacak. Allah da nelerden razı olacağını bizlere Kur’anı Kerim’de bildirmiş. Oradan bakıp kendini kontrol edecek.

Sonra?
Nefis terbiyesi yapacak. Nefsine esir düşmeyecek. Birilerine düşmanlık yapacaksa da birileriyle dostluk yapacaksa da nefsi için değil Allah için olacak!

Diyeceksiniz ki yahu bunların hiç birini bilemeyiz ki. Bunlar kişi ile Allah arasında olacak olan şeyler. Biz niyet mi okuyacağız? Nereden bileceğiz?
Hah, işte zurnanın zırt dediği yer de burasıdır. Sizin de düşündüğünüz gibi bunların hiçbiri kişilerin üzerinde görünmez.
Ama bu özelliklerini özünde barındıran kişi şu üç tavrı gösterir. Bu tavırları göstermiyorsa öze sahip değil demektir. Ne kadar iddia ederse etsin boş beleş bir adamdır.

Peki, nedir o tavırlar?
Birincisi, hidayet. Yani doğru ile yanlışı ayırt eder. Faydalı ile zararlıyı ayırt eder. Adalet ile zulmü ayırt eder. İyi nedir güzel nedir bunları bilir. Diğer bir ifade ile; cahilliğe karşı çıkar. GDO’ı tüketmek yanlıştır. Karşı çıkacak. İçki, kumar, piyango vs şans oyunları zararlıdır. Karşı çıkacak. Faiz zulümdür. Ortadan kaldıracak.

Bunların hepsini kişinin eylemlerinde görebiliriz değil mi?
Evet görebiliriz. Milli Görüşe sahibiyim diyende görmeliyiz.

Başka nasıl tavır gösterir?
Feraset sahibi olacak. Yani hayır ile şerri ayırt edebilecek. Örneğin barış her zaman hayırlıdır. Barıştan yana olacak. Hatalardan yanlışlardan dönmek her zaman hayırlıdır. Hatada yanlışta ısrar etmeyecek. Helal kazanç her zaman hayırlıdır. Harama yönelmeyecek. Sabırlı olacak.

Daha başka?
İşte bu doğru bildikleri ve hayırlı olduğuna inandıklarının arkasında kale gibi duracak. Dirayet sahibi olacak. Milletin gözü önünde Allah rızası için karşı çıktığı kimselerle kapalı kapılar ardında iş tutmayacak. Milleti kandırmayacak.

İşte bu tavırları göremiyorsak, onun Milli Görüş sahibi olduğuna da inanamayız. Dediğim gibi, kendisi iddia edebilir. Resmî tasdikli kâğıt da getirebilir. Ama bunların hiç biri onun Milli Görüş sahibi olduğunu göstermez.
Her kap, içindekini sızdırır. Eylemlerinde zulüm olanın içinde adalet olmaz. Eylemlerinde kahpelik olanın gönlünde mertlik olmaz. Eylemlerinde fitne, fesat, haset, kibir olanın gönlünde tevazu, takva olmaz. Çok çok düşük dahi olsa, faize rıza gösterenin kalbinde iman olmaz. Bu kadar net.

Tamam, diyelim ki özünde ve eylemlerinde Milli Görüş sahibi oldu. Ne yapacak? Ne yapar?
Yaşanabilir bir Türkiye için çalışacak. Ülkeyi yaşanmaz hale getirmeyecek. Ülkeyi faize rantiyecilere teslim etmeyecek. Zulmetmeyecek ve zulme boyun eğmeyecek. Biz hep birlikte Türkiye’yiz. Herkesin huzur ve barış içerisinde yaşayabileceği bir Türkiye inşa etmek için çalışacak.
Yeniden büyük Türkiye’yi kurmak için mücadele edecek. Türkiyemizi güçlü ve lider bir ülke yapacak, ABD ya da AB uydusu bir ülke değil.

Komşularımız ve bölge ülkelerimiz ile iyi geçinecek. Onlarla savaşmanın fırsatını gözetlemeyecek. Barışa yönelecek. Barışı koruyacak. Kendi milli ilke ve değerlerimiz doğrultusunda yeni bir dünya kurmak için mevcut küresel zulüm sistemine karşı mücadele edecek.

İşte özetle, Milli Görüş sahibi olmak demek bu ilke ve prensiplere sahip olup bunlara uygun hareket etmek demektir. Kişileri, kurumlar Milli Görüş sahibi yapmaz. Değersayımları, paradigmaları, zihniyetleri Milli Görüş sahibi yapar.
Atalarımızın bize emanet ettiği bu ilke ve prensipler ile hareket etmek bizi Milli Görüş sahibi yapar.
Bu temel konuyu bu ifadelerle hatırlatmış oldum.

***

Evet.

Şimdi, kısaca, neler oluyor bir de ona bakalım.
24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra ülkemizde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devreye girdi. Böylelikle yepyeni bir dönem başlamış oldu. Sistemde bazı eksiklikler var. Onları değişik vesilelerle ifade ettim. Bulup okuyabilirsiniz. Umarım tez zamanda o eksiklikler de giderilir.

Her başlangıç büyük bir fırsat demektir. Bu yeni sistemi de büyük bir fırsata çevirebiliriz. Ancak bunun için hızlı ve sistematik hareket edilmesi gerekir.
Çünkü karşımızda bizim her şeyimizi etkileyecek şekilde bölgemizi yeniden tanzim etmek isteyen küresel güçler var. Yavaş hareket edersek onlar bize galip gelirler. Sistematik hareket etmezsek hem kaynaklarımızı israf etmiş hem de zaman kaybetmiş oluruz.

Bu küresel güçler ya da küresel finans elitler bölgemizi birçok açıdan yeniden tanzim ediyorlar. Hâlihazırda bunu yapıyorlar. Yaşadığımız birçok sıkıntı işte bunların bu tasarımlarının sonucudur. Onlar fikirlerinden vazgeçtiği yok. Biz biraz itiraz ediyoruz, sonra onların dediğini cezasıyla birlikte yapıyoruz. Bize yaptırıyorlar. Halbuki yapmamız gereken iş onların değişimine direnmek değil değişimi kendimiz yapmamızdır.

Peki, onlar ne yapıyorlar?
Onlar bölgemizde;
Haritaları değiştiriyorlar. Örneğin bizi birinci derecede ve acilen ilgilendirdiği için hemen söyleyeyim. Kuzey Irak, Kuzey Suriye ve Doğu Akdeniz’i içine alacak yeni bir koridor devlet kuruyorlar. Aslında, küreselleşme adı altında, Kudüs merkezli yeni bir küresel imparatorluk oluşturmaya çalışıyorlar.

Enerji kaynaklarını tamamen kontrollerine alıyorlar. Yeni ortaya çıkarılan Doğu Akdeniz petrol ve doğalgaz rezervlerini bile paylaştılar. Türkiyemiz Kıbrıs açıklarında yapılacak gayrı meşru arama istihsal çalışmalarına müdahale etmeye çalışıyor. İlk defa İsrail ve Mısır bu konuda donanmamızı vurabileceklerini söylediler.

İleri teknoloji çalışmaları kontrol altına alındı ve alınıyor. Bakın biz Nükleer Enerji Santrali kuruyoruz ama hiçbir nükleer teknoloji transferi olmayacak! Atak helikopterleri başka bir ibretlik fotoğraf. Pakistan’a satamadık. Neden? Çünkü bazı tasarımlar bize ait değil. O tasarımların sahipleri satışa onay vermedi. Milli tank! Motoru Avusturya verecekti. Konsorsiyumdan çekilince hala üretime geçilemedi. İşte ileri teknolojinin kontrol altına alınması böyle bir şey.

Finans kapital köleliği yerleştiriliyor. Bu da Borca Dayalı Para Sistemi sayesinde yapılıyor. Borçlarda geldiğimiz nokta inanılmaz! Ülkemizin brüt borç stoğunun milli gelire (GSMH) oranı %55’e ulaştı. Böyle bir durumu 2001 krizinde yaşamıştık. O zaman bu oran %56.5’a ulaşmıştı. Bugün geldiğimiz nokta çok daha vahim. Çünkü borcun ağırlığı özel sektöre ait. Yani vatandaşın tezgahları etkilenecek. Çöküş çok daha nitelikli olur. İşte bu sebeple doları tutamıyorlar. Küresel finans kapital ardışık hamlelerini yapıyor.

Eğer biz, bu sistem içerisinde kalmaya devam edersek, buna karşı çözüm yoktur. Bunu defalarca söyledim ve sanırım daha çok söyleyeceğim.
Çünkü, bütün bunlar yapılırken bizler farklı bir hamle geliştirmeyelim diye sürekli narkozlanıyoruz. Korkutuluyoruz, ve işin garibi de, korkmaya başladık. ABD, AB gözümüzde büyütüldü. ABD’ye en ufak bir direnç bile gösteremiyoruz. Sanki Malazgirt’i yapan biz değiliz. Sanki İstanbul’u fetheden biz değiliz. Sanki İstiklal Mücadelesini biz vermedik. Esas bizi yıkan işte bu psikolojiye esir olmamızdır. Narkozlanmamızdır.

İşte bugün, etrafımızdaki gelişmeleri bu çerçevede okumamız gerekir. Karşımızda operasyonel bir güc var ve icraatını hiçbir şeye aldırmadan sürdürüyor. Bizim yok olmamız pahasına sürdürüyor. Eğitimimizin, tarımımızın, ekonomimizin çökmesi pahasına sürdürüyor. İdarecilerimizin sözleri onlara tesir etmiyor.
O halde yapmamız gereken şey, onların anlayacağı dilden konuşmamızdır.

Onların peşinden giderek, onların önüne geçemeyiz! Takip ettiğiniz bir şeye galip gelemezsiniz. Kendi rotanızı oluşturacaksınız. Kendi yol haritanızı çizeceksiniz.
Korkmayın bunlar zor şeyler değil, bu millete yakışan şeylerdir.

Bakınız, artık Batı ekonomik yapısının üzerine kurulduğu ve aynı zamanda liberal iktisadi altyapının temeli olan Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) çökmüştür. Bu çöküşün genel ifadesi, Küresel Finans Krizidir. 2008’de açığa çıkmıştır ve hala da buna bir çözüm bulabilmiş değillerdir. Çok şey denediler ama hiç biri çözüm olmadı.

Çünkü çöken şey onların üzerine basarak yükseldikleri platformdur. Kısa zamanda toparlanmaları mümkün değildir. Tabi, bunların güçleri tamamen kayboldu demiyoruz. Ama her geçen günleri bir önceki günlerinden daha kötü diyoruz.

İşte tam bu evrede, akıllı politikalar takip ederek, onların çöküşünü bizim için bir çıkış fırsatına çevirebiliriz. Bu da onların tavsiyeleri doğrultusunda değil kendi milli müktesebatımız doğrultusunda hareket etmekle olur. Eğitimde, tarımda, sağlıkta, enerjide, çevre hassasiyetimizde ve sosyal yapımızda kendi özümüze dönmekle olur.

BDPS’ni lağvederek olur. Faizi tamamen kaldırmakla olur. Bunun yerine doğal iktisat döngüsüne dayalı olarak taban ekonomisi sistemi kurmakla olur. Ülkemizde var olan ve var olacak olan mal ve hizmet devinimine eşdeğer satın alma gücünü yani parayı kendimizin üretmesi ile olur. Refahı yeniden adil bir şekilde bölüştürmekle olur.

Bir kişiye dokuz, dokuz kişiye bir pul vermekle olmaz. 
Herkese ve her kesime hakkını adalet ölçüleri ile vermekle olur. Toplumu cahilleştirerek değil bilinçlendirerek olur. Ölçüyü ve mizanı korumakla olur.
Ancak olmazsa olmaz koşul, faizin tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Bunu yapamadığınız müddetçe, hiçbir gerçekçi çözüm üretemezsiniz.

Bugün önümüze gelen bu fırsatları değerlendirmek için, ülkemizin ve bölgemizin birlikte atacağı adımlar, önümüzdeki onlarca beklide yüzlerce yılı etkileyecek adımlardır. Bu gibi tarihî fırsatlar bir idarenin eline her zaman geçmez. Bizim gibi ülkelerin önüne ise yüzlerce yılda bir gelen fırsatlardır.

Türkiye’nin bütün bunları yapabilmesi için, kendi millî ve manevi değerlerine sahip çıkması, kendi müktesebatına uygun hareket etmesi kısacası kendi özüne dönmesi ve kendi değersayımına göre düşünmesi gerekmektedir.

Ve yapılacak olanları şu şekilde özetleyebiliriz.

  • Öncelikle yapısal değişim gerektiğinin anlaşılması lazım.
  • Sonra, Borca Dayalı Para Sisteminin lağvedilmesi lazım.
  • Akabinde, para ile üretim arasında reel bir model kurgulanması lazımdır.
  • Üretilecek olan paranın piyasaya tabandan sürülmesi gerekir.
  • Fiyat ve Para İstikrarı eş zamanlı olarak gerçekleştirilmelidir.

Ve bunları yapmak oldukça kolaydır. Korkacak çekinecek hiçbir şey yoktur. Allah bizimledir. Zaten temel esasları ve tanımları baştan yapmamızın sebebi de budur. Milli Görüş sahibi olmayanların bu uzun dava yolunda bir şekilde sınıfta kalacağı muhakkaktır. Onun için temel fikirlerin özümsenmiş olması çok önemlidir.

Her zaman olduğu gibi, sözlerimi selam ile tamamlıyorum.
Allah’ın Selamı, Rahmeti ve Bereketi hepinizin üzerine olsun.
Allaha emanet olunuz.

Vesselam
Prof. Dr. Mete Gündoğan