Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS): Bir Makale ve Güncel Notlar

Son sıralarda okuduğum en güzel yazılardan biri, Southampton Üniversitesi’nden Richard A. Werner’in ‘Ekonomide Kayıp Bir Yüzyıl: Bankacılık İle İlgili Üç Teori Ve Kesin Kanıtları’ (http://dx.doi.org/10.1016/j.irfa.2015.08.014) makalesidir. Bu makaleden, bir arkadaşımın göndermesiyle haberdar oldum ve kendisine teşekkür ederim.

Bankaların havadan para yarattığını gösteren deney bulgularının da paylaşıldığı bu yazı gözden kaçmamalı ve göz ardı edilmemelidir. Bankaların para/kredi yarattığı konusu bizim sürekli gündeme getirdiğimiz bir konudur. Werner bu konuyu tasnif edip oldukça kıymetli kaynaklar vererek anlatmıştır. Bu makaleden çok daha geniş kitlelerin haberdar olabilmesi için, makaleyi Türkçeye tercüme ettim ve sitemde yayınladım. İktisadi ve idari bilimler, mühendislik ve hukuk okuyan veya bu konularla ilgilenen herkese okumalarını tavsiye ederim. Hatta sadece bu makaleyi değil ilgili diğer makaleleri ve kaynaklardan da bazılarını okumaları çok daha ufuk açıcı olacaktır.

Bizim anlatımımızla, BDPS çerçevesinde, bir paranın piyasaya girişi iki aşamada olmaktadır. Birincisi, merkez bankası parayı basıp borç olarak (faiz karşılığında) bankalara vermektedir. İkincisi, bankalar kendilerinde var olmayan parayı havadan ‘yaratarak’ piyasaya borç diye (faiz karşılığında) vermektedir. Ülkemizdeki kabaca verilere göre ifade edersek, merkez bankası piyasaya 100 milyar lira para verirken, bankalar 1 trilyon 400 milyar lira kredi veriyor! Pekiyi bankalar 1 trilyon 300 milyar lirayı nereden buluyor da veriyor? İşte bu sorgulamaları yaparken bankaların bir finansal aracı olmadığını ve para yarattıklarını her seferinde ifade ettik. Dahası, bu miktarların hepsi faiz taşır çünkü borç demek faiz demektir. Bu faizleri de ödemek için hep birlikte inim inim inliyoruz. BDDK Aralık 2015 verilerine göre bankacılık sektörünün faiz geliri 164 milyar TL’dir. (Faiz gideri 87 milyar olup, net dönem kârı 26 milyar TL’dir.)

Werner bu makalesinde, bankaların fonksiyonlarına dair iddiaları üç teorik başlık altında toplar.

Birincisi Finansal Aracılık Teorisi; bankaların herhangi diğer bir finansal aracı kuruluş gibi çalıştığını söyler. Buna göre bankalar, fon fazlası olanlardan toplayıp fon açığı olanlara aktaran bir aracı kuruluştur. Bugün hakim olan görüş de bu birinci görüştür.

İkincisi Kısmi Rezerv Teorisi; her müstakil bankanın para yaratma kabiliyeti olmayan bir finansal aracı olduğunu, ancak bankacılık sisteminin birlikte bir bütün olarak, ‘para çarpanı’ ile para yaratma gücüne sahip olduğunu ifade eder. Werner bu teorinin tanımını ve işlevini, meşhur ekonomist Samuelson’un (1948) kitabından alır. Samuelson’a göre bankalar kendilerine para yatırılmadan kredi açamazlar, çünkü finansal aracı kurumlardır. Dolayısıyla da bankalar tek başlarına para yaratamazlar.

Üçüncüsü Kredi Yaratma Teorisi; bankaları aracı kurumlar olarak görmez ve her müşterisine bir borç verdiğinde aslında yeni bir kredi ve para yarattığını savunur.

Özetle, Werner Almanya’da bir bankada şöyle bir deney yapar. 31 Aralık 2013 tarihinde 24 saat boyunca banka kayıtlarını takip eder ve bu arada sistemden 200,000 avroluk bir kredi çektiğine dair gerçek bir kayıt oluşturur. Sistem kendisine 200,000 avroluk kredi açar ve muhasebe kayıtlarını ona göre düzenler. Ancak bu süre zarfında, sisteme 200,000 avroluk bir para girmemiştir! Bu da demektir ki banka herhangi bir kaynak girişi olmadan da 200,000 avro kredi verebilmiş yani para yaratabilmiştir. Bu durum da bankaların finansal aracı kurumlar olmadığını gösterir. Böylelikle de ilk iki teori çöker. Daha fazla bilgi ve detaylar için mutlaka makaleyi okuyunuz.

Elbette, Werner’in deneyinde geliştirilmesi gereken noktalar vardır ve bunu kendisi de ifade eder. Ancak bu deneysel çalışma bir ilktir ve birçok ileri çalışmaya ilham kaynağı olacağı muhakkaktır.

Yaklaşık 25 yıldır, birçok yazımda Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS)’ni ve gelişimini anlatıyorum. Bu anlatımlarımızda, 2012 yılından beri ‘Kısmi Rezerv’ ifadesini de kullanıyoruz. Gördüğünüz gibi, Werner’in tasnif ettiği teorilerden biri de ‘kısmi rezerv’ ifadesini içeriyor. Ancak, bu iki ifade aynı manaya işaret etmiyor. Şimdi bu çerçevede iki hususu zaruri olarak açıklamanın olası kavram karışıklığını gidereceğini düşünüyorum.

Birinci husus şudur: Bizim kullandığımız anlamdaki ‘kısmi rezerv’ ifadesi ile Werner’in Samuelson’u esas alarak takdim ettiği ‘kısmi rezerv teorisi’ arasında daha ziyade isim benzerliği vardır. Biz, bankaların kendilerinde toplanan fonları ödünç veren aracı kurumlar olmadığını ve köşe başındaki bir banka müdürünün bir imzası ile (verdiği krediyle) para yarattığını defalarca yazdık, ifade ettik ve ediyoruz. Hatta ‘yaratma’ kelimesini özelikle belirtiyoruz çünkü bankalar, var olmayan parayı havadan yaratarak müşterilerine kredi olarak veriyorlar. Bu konuda detaylı bilgi için gerek yazılarıma gerekse de televizyon programlarıma bakabilirsiniz. Werner’in makalesini okuduğunuzda, aslında bizim ‘kısmi rezerv’ adı altında tarif ettiklerimizin, O’nun ‘kredi yaratma’ teorisinde bahsettikleri olduğunu görürsünüz.

İkinci husus da şudur: bizim bankaların nasıl para yarattıkları ile ilgili tarifimiz mevcut hukuki düzenlemeleri de içerir. Ülkemizde halihazırda sadece merkez bankasının bastığı para resmen tedavül eder ve mevduat munzam karşılığı uygulaması ile bankalar topladıkları mevduatın beli bir yüzdesini merkez bankasına yatırmak zorundadır. Dahası, sahip olduğu varlıkların (ki buna mevduatlar da dahildir!) belli bir oranından daha fazla borç (kredi) veremez. Bu konularda, takip edilmesi gereken ve BDDK’nın sitesinde yer alan o kadar çok mevzuat vardır ki, birçok bankacı bile hepsini bilemez. Sırf bir fikir edinmek için aşağıdaki birkaç linki inceleyebilirsiniz.

Bu hususları, bir karışıklığa fırsat vermemek için açıkladım ve belki de bundan sonra sadece anlatımlarımızda değil grafiklere de yansıtmamız gerekir. Ancak, esas üzerinde durmamız gereken konu bankaların para yarattığı gerçeğidir. Bu para yaratma gücünü, neden bankalara devredelim sorusunu iyi düşünmemiz gerekir.

Werner’in bulguları neticesinde, her vicdan sahibinin gönlünde mevcut sisteme karşı bir şüphe belirmelidir. Ancak bu konuda, çok büyük bir karartma ve kumpas da yok değildir. Öncelikle bu basit gerçek, çok iyi gizlenmektedir. Bizim gibi düşünen çok az sayıda ve dağınık insanın karşısında parasıyla, medyasıyla, yanıltıcı bilgi üretimiyle çok büyük bir blok durmaktadır. Bunlara, doğrudan veya dolaylı olarak faiz lobisi de diyebiliriz. Bu bloğa karşı mücadele veren ve parmakla sayılacak kadar az insanın sonunda galip geleceğini şimdiden söyleyebiliriz. Çünkü söylediklerimiz gerçektir, haktır. Hakkın kendi tesir gücü vardır.

Mevcut Borca Dayalı Para Sistemi bir bütün olarak yeniden yapılandırılmalıdır. Tabi bu yapılandırma ile kastımız, mevzuatın yeniden yapılandırılmasıdır.

Selam sevgi ve saygılar

Prof. Dr. Mete Gündoğan
_________________________________

Not: Zorunlu karşılıklara ile ilgili düzenlemeler http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TCMB+TR/TCMB+TR/Main+Menu/Para+Politikasi/ZK

Bankaların sermaye yeterliliklerinin ölçülmesine ilişkin yönetmelik

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/06/20120628-16.htm

BDDK mevzuat: http://www.bddk.org.tr/WebSitesi/turkce/Mevzuat/Mevzuat.aspx

Yazıyı word olarak indirmek için lütfen buraya tıklayınız.