15 temmuz

15 Temmuz 2016 Cuma gecesi başlayan darbe girişiminden on gün sonra (25 Temmuz 2016) bir ön değerlendirme yazmıştım. O değerlendirmemde bir şablon önermiştim. O şablonun hala geçerliliğini sürdürdüğünü görüyorum. Sadece şu kadarını hatırlatayım. 15 Temmuz darbe girişimi, askeri yöntem, araç ve gereçlerin kullanıldığı sivil/siyasi bir darbe girişimidir. Esas amaç, Yeni Dünya Düzeni kurulurken Türkiye’nin, güney sınırı boyunca oluşacak gelişmelerden uzak tutulmasıdır. Hatta, mümkünse diskalifiye edilmesidir.

Şimdi bu eklemede, 15 Temmuz detayları ortaya çıktıkça, ne kadar büyük bir tehlike atlattığımızı tam olarak anlayabilmek için özet bir tablo ortaya koyacağım.

Mesele şudur: dış güçlerin darbe girişiminden operasyonel beklentileri neydi? Bunun için iki önerme ortaya koyacağım.

Birinci önerme: 15 Temmuz girişimi bir iç savaş çıkartma operasyonuydu. İkinci önerme: 15 Temmuz girişimi esas dinamiti patlatmak için patlatılan bir kapsül idi.

Şimdi bunları biraz detaylandıralım.

15 TEMMUZ GİRİŞİMİ BİR İÇ SAVAŞ ÇIKARTMA OPERASYONUYDU

Eğer aziz milletimiz sokağa inip duruma el koymasaydı, yavaş yavaş yayılan ve derinleşen bir iç savaşın önü açılmış olacaktı. Askerlerin kendi içlerinde ve askerlerin polislerle olan çatışmaları gittikçe yayılıp sivil destek de bulabilirdi. Böyle bir iç savaş durumunda, Türkiye’de vatandaşları ve ekonomik varlıkları olan yabancı ülkeler, kendi ülkelerinin vatandaşlarını ve ekonomik varlıklarını korumak için Türkiye topraklarına asker çıkarmaya başlayacaklardı. Örneğin İngiltere, ‘benim Türkiye’deki yaklaşık 50 bin vatandaşım için şu bölgeyi (Anadolu’da deniz kıyısı boyunca bir bölge) ‘güvenli bölge’ olarak ilan ediyorum. Askerimi bu bölgeye çıkarıp güvenli bölgenin teminini sağlayacağım. İç savaş durumu bitinceye kadar burada kalacağım’ derse, uluslararası anlaşmalardan doğan bir hakkını kullanmış olurdu. Tabi bunun ardından, diğer ülkeler de kendi vatandaşlarını koruma bahanesiyle asker çıkarıp güvenli bölgeler oluşturacaklardı. Böylelikle Anadolumuz, her bir tarafında yabancı askerlerle fiili olarak işgale uğramış olacaktı.

Tabi bu arada, iç savaş tüm hızıyla devam edecekti ve halk savaş bölgelerinden kaçacaktı. Hatta halkımızın bir kısmı, yabancıların oluşturduğu güvenli bölgelere gitmeye çalışacaklardı. Bu durumda iç savaş ne kadar sürecek, ne zaman ve nasıl bitecek vs gibi soruların muhatapları aynı zamanda yabancı güçler de olacaktı! Artık böyle bir süreçten sonrası, Türkiye’nin parçalanmasıydı. Ancak, Cenabı Allah bunlara müsaade etmedi.

15 TEMMUZ GİRİŞİMİ ESAS DİNAMİTİ PATLATMAK İÇİN PATLATILAN BİR KAPSÜL İDİ

Biliyorsunuz, bir dinamiti patlatmak için önce dinamit lokumu içine gömülü bir kapsül patlatılır. O kapsülün patlaması ile birlikte dinamit de patlar.

15 Temmuz darbe girişimini bir kapsül gibi düşünürsek, bu kapsülün patlaması ile daha güçlü bir yapı hem 15 Temmuz darbesini yapanları derdest edecekti hem de haklı sebeplerle yönetime el koymuş olacaktı. Yeni ekip, hemen iktidar partisi içerisinden bir cumhurbaşkanı ve bir de başbakan atayacaktı. Bu yeni yönetim de AB/D’nin istediği şekilde bölgenin şekillendirilmesine hizmet edecekti. Yine bu oyun da aziz milletimizin sokağa inmesi ile bozuldu. Cenabı Allah bunlara da müsaade etmedi.

Bu kadar kısa ifadelerle bile anlaşılacağı üzere, bu korkunç bir süreçtir ve bu sürece biz İkinci Sevr süreci diyoruz. Artık kapıya dayanmış olan bu süreç karşısında çok dikkatli olmak mecburiyetindeyiz. Devletimiz ve milletimiz bir beka sorunu ile karşı karşıyadır. Zaman, birlik ve beraberlik zamanıdır.

Bu çerçevede çok özetle üç konuyu ihtar ederek sözlerimi tamamlıyorum.

Öncelikle milletimiz, birliğini ve beraberliğini bozmamalıdır. Kırılma hatlarımızı öne çıkarmak yerine birliğimizi ve beraberliğimizi pekiştirecek konuları gündemde tutmalıyız.

Dahası, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) aziz milletimizin özüdür. Şeklen de olsa, bu öze zarar verebilecek söz ve eylemlerden kaçınılmalıdır.

Neticede, halkımız içindeki Milli Görüşçü, Ülkücü, Yurtsever, Vatansever vs gibi milli damar sahibi yapılar kendi örgütlenmelerini yaklaşmakta olan şartlara göre yeniden gözden geçirmelidirler! Allah yâr ve yardımcımız olsun.

Selam sevgi ve saygılarımla

Prof. Dr. Mete GÜNDOĞAN

04.08.2016